Geri git   Favori Forum - Kapsamlı Bilgi Platformu » KÜLTÜR SANAT » Kitap , Dergi » Kitap Özetleri


Seçenekler
AZiZ NESİN 13 İNCELEME Kitap Özeti
Alt 13-08-2007, 10:38 PM   #1 (permalink)
Standart AZiZ NESİN 13 İNCELEME Kitap Özeti

1 – AH, BİZ EŞEKLER

< Bu hikaye, yurdumuzda basın ve söz hürriyetinin, yalnız kağıt üstünde yazılı bir süs olarak bırakıldığı, aydınların konuşamaz duruma getirildiği günlerde, halkı bu duruma düşüren ve gerçekleri ancak kendi başları belaya girince çalışıp da, artık söyleme imkanı da bulamayan kara aydınları yermek için yazılmış ve yine o günlerde yayınlanmıştır. > (S.3)
Aziz NESİN bu hikayesinde “ aydın problematiği” üzerinde durmuştur. Yalnız buradaki aydın – Nesin’ in deyimiyle “ kara aydın” – kalemini ve fikrini şahsi çıkarları uğruna kullanır.Gözü önünde cereyan eden olayları olduğu gibi değil, kendi görmek istediği şekilde görür,yorumlar ve karşısındakine öyle aksettirir.Netice olarak da mensubu olduğu zümreyi ve tabii kendisini içinden çıkılmaz derecede kötü durumlara düşürür.İşte bu noktada yani; tek yönlülüğü, çıkarcılığı, satılmışlığı ve görmemezlikten gelişi başına dert açınca, keskin bir U dönüşü yapıp doğruların savunuculuğunu üstlenmek suretiyle kalemini temizlemeye çalışır.Lakin her şey için çok geçtir.Son pişmanlık fayda etmez.Aydını kalemini sattığı sistemin o acımasız çarkları onu öğütüp, buruşturulmuş bir kağıt parçası gibi bir köşeye atacaktır.
Yukarıda söz ettiğimiz sorunsalı, Aziz NESİN, “ aydın-merkep” teşbihi ile dile getirmektedir.Hikayeye göre eşekler de eskiden konuşma melekesine sahiptir.Hatta onların “yumuşak, tatlı, uyumlu, zengin bir dil “ i vardır.Fakat bu dil unutulmuş, kaybolmuştur.Sonunda da kulak tırmalayıcı bir ses yadigar kalmıştır o lisandan.
Hikaye şöyle gelişir :
Eski kuşaktan yaşlı bir eşek bir gün kırlarda tek başına otlamaktadır.Birden kurt kokusu alır.Fakat eşek; “ Kurt değildir, kurt değildir” (s.4) diyerek kendini avutmaya başlar.Koku keskinleştikçe eşek de avunma edimini kuvvetlendirir.Öyle ki kurt gelip de eşekle arasında elli adım kaldığı halde eşek; “ Şu karşımda gördüğüm kurt değildir inşallah... Canım ne diye kurt olsun... Belki devedir. Belki de hiçbir şeydir...” (s.5) diyerek korkunç gerçeği kendisinden gizlemeye devam eder.
Sonunda tehlikeyi bu şekilde savuşturamayacağını anlayan eşek Allah’ a yalvarmaya başlar : “ Ulu Tanrım!Bu gelen kurt bile olsa, kurt olmasın ne olur...” (s.6)
Bu kendini aldatma ve sonraki yakarış, kurdun keskin dişleriyle eşeğin sağrısını ısırmasıyla son bulur.Eşek gerçeği görüp kabullenmek zorunda kalır.İşte o anda korkudan dili tutulur:
“Aaa kurtmuş...Aaa o imiş...Aaa o imiş!...
...
Aaa o imiş...Aaa. oo-ii...Aaa-iii...Aaa-iii...” (s.7)
Parçalanan eşeğin dağı taşı inleten son sözleri bunlardır işte.Bundan eşek milleti konuşmayı unutur.
“O eski kuşaktan eşek, tehlike kuyruk altına girinceye dek, kendini avutup kandırmamış olsaydı, bizler de konuşmasını bilecektik.
Ah biz eşekler,ah biz eşek milleti...” (s.7)
Görüldüğü gibi Nesin, satılık ve kendini aydınlatmaktan aciz aydınları(!) son derece sert bir teşbih üslubu kullanarak hicvetmiştir.
Aziz NESİN,bu hikayesinde insanların davranış ve tutumların, hayvanların dünyasına taşıyarak edebiyatımıza Beydaba ve La Fontane çizgisinde bir eser kazandırmıştır.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi hikayede sembolik-alegorik unsurlar vardır. Daha doğru bir tabirle hikaye sembolik-alegorik unsurlarla örülüdür.Bu konuyu bir tablo haline getirerek ele almak daha anlaşılır olma açısından fayda sağlayacaktır:
HİKAYEDE...................... .............................. ......................GERÇEKTE

Eşek.......................... .............................. .............................. ....Kara aydın
Kurt.......................... .............................. ...............Dönemin baskıcı rejimi
Eşek dili.......................... .............................. ...............Hak ve özgürlükler


Nesin, kendine has, münekkit, acımasız üslubunu kullanarak; münevver duyarlılığı çerçevesinde milletini uyarma ve uyandırma vazifesini ifa etmektedir.Ona göre; eğer birileri taşın altına elini sokmak zorundaysa, bunu yapacak olanlar öncelikle aydınlar olmalıdır.


2- GARBA AÇILAN PENCERE

Aziz NESİN “Garba Açılan Pencere” isimli hikayesinde yönetici kalitesi üzerinde durmuştur.Halkı yönetmek, yönlendirmek, milletin refahını sağlamak gibi vazifeleri olan yöneticiler elbette belli bir bilgi ve görgü birikimine sahip olmalıdır.Aksi takdirde milletin kalkınması ve aydınlanması rüyadan öteye geçemez.Hatta, kabusa dönüşür.Netice olarak da traji-komik durumlar ortaya çıkar.
Daha acı verici olan ise; niteliksiz kişilerin sadece makamlarının verdiği itibar ile halkı kandırmaları ve buna rağmen bilinçsiz halk tarafından saygı, sevgi görmeleridir.Böylelikle yapay ve tehlikeli güç odakları oluşur.Bu güç odakları bir köyü,bir kasabayı, bir şehri, bir ülkeyi yani bir milleti içinden çıkılmaz durumlara sürükleyebilir.
Nesin, bu sorunsalı işlediği hikayesinin odağına küçük bir taşra vilayetinin müftüsünü koyar.Müftü Efendi, yetmişini geçkin, “bembeyaz uzun sakal”lı ve “hemen hemen hiç konuşma”yan bir şahıstır.Halk onun bu suskunluğunu alimliğine verir.
Tüm olay şehre ilk trenin geleceği haberinin yayılması ile başlar.Şöyle ki; bu anlamlı gün için Müftü Efendi bir konuşma yapacaktır.fakat bu alim(!) şahıs yapacağı konuşmanın metnini, on dokuz yaşındaki bir gence hazırlatır. Genç de aşağıdaki metni kaleme alıp okuması için Müftü Efendi’ ye verir.
“Tren, garba açılan bir penceredir.Bu pencereden ziya girecek, yalnız ziya değil başka şeylerde girecek. Medeniyet, tekerleklerin üstüne binerek bize kadar geldi.Tekerlek ne demektir?Tekerlek medeniyetin ayağıdır.Tekerlek olmasaydı, dünyada hiç birimiz olmazdık...Şu tünele, şu dağların içine açılmış deliklere bakınız.Şu gördüğünüz delikten neler doğacak neler...
Bu bir hazinedir.Eline geçirdiğin bu hazineyi iyi kullan hemşehri!İyi kullanırsan çok para kazanırsın, zengin olursun, itibarın artar.
...Her seferi seni zengin edecek hemşehri!Kaç sefer olursa o kadar kârlısın...
İş yol açılıncaya kadardı.Bir kere yol açıldı ya, artık bütün hemşehrilerimiz bu yolun üstünden kolaylıkla gidip gelecektir...
Cumhuriyet sayesinde önümüze gelen bu malın kıymetini bilelim; binerken, üstüne basarken, içine girerken titremeliyiz.Dikkatli binmezsek bozulur, başkaları kullanamaz.Elin, yabancının malı değil ki hor kullanalım.Kendi malımız...Hepimizin.Ortak malımız...” (s.10)
Nutuk büyük beğeni toplar.Artık, Müftü Efendi şehirdeki bütün önemli günlerin baş konuğu ve natıkıdır.Fakat enteresan olan şudur ki alim müftü her gittiği yerde yukarıdaki konuşmayı yapar.Sadece <tren> yerine o güne uygun bir kelime koyar.
Bir gün mutaassıp bir ailenin düğün töreninde <tren> kelimesinin yerine <gelin> kelimesi koymak suretiyle söz konusu nutku okuması ve bunun sonucunda ortaya çıkan müstehcen, onur kırıcı nutukla hikaye traji-komik bir şekilde son bulur.
Hikayede dikkati çeken önemli unsurlar şunlardır :
• Müftü Efendi hep aynı konuşmayı yaptığı halde, ahali onu hâlâ alkışlamaktadır. Bu durum , halkın cehaletine delâlettir.
• Düğünde yaptığı müstehcen konuşma sonunda, Müftü Efendi “neden alkışlanmadığına çok” şaşar.Yani o, ne konuştuğunun, bu arada bir namus cinayetinin maktulu olmaktan son anda kurtulduğunun farkında bile değildir.
• Böyle bir hatanın, halkı mânen eğitmekle görevli,bu yönde vaazlar veren ve müftülük makamına kadar yükselmiş bir kişi tarafından yapılması da trajediyi kat kat arttırmaktadır.

Aziz NESİN marksisttir.Yani var olan düzenin tüm mekanizmalarına ve şahıslarına düşmandır.Ona ( ve tüm marksistlere )göre bir üst düzen olan sosyalizmin gelebilmesi için, var olan sistemin yıkılması şarttır.Çünkü bu sistem çürüktür.Nesin, bu hikayesinde sistemin bozukluğunu, hikayenin verdiği imkanlar ve avantajlar ölçüsünde, ispata çalışır.Sistemin temsilen bir müftüyü seçmesi de tesadüf değildir.Zira marksist ideolojinin yıkmak istediği bir diğer müessese de dindir. Yazarın bu hikayede yapmak istediği –amiyane tabirle- bir taşla iki kuş vurmaktır.
Hikayeyi ideolojiden arındırdığımız zamansa şu tezle karşılaşırız :
<< Halka doğru yolu gösterme iddiasında olan kişiler, öncelikle kendileri doğru yolda olmalıdır! >>


3- MUTLU KEDİ

< Bu hikaye, 27 Mayıs evriminden önceki sıkı yönetim günlerinde yazılmıştır. > (s.13)
Yazarımız bu hikayesini kendinin ve diğer birçok insanın hürriyetten yoksun olduğu bir dönemde kaleme almıştır.Tabii olarak konu da hürriyetin kısıtlanması etrafında şekillenmiştir.Bu ortamda bırakınız bilim ve sanat faaliyetlerini; günlük beşerî ilişkiler bile sağlıksız olacaktır.
Montaigne’ nin özgürlük hakkındaki düşüncelerinie göz atmak bu incelemede bize yardımcı olacaktır: “ Özgürlüğe öyle düşkünüm ki, koca Hindistan’ ın bir köşesini bana yasak etseler dünyanın tadı kaçar neredeyse...
Benim hizmet ettiğim yasalar küçük parmağımı bile köle etmeye kalksalar , nereye olsa gider başka yasalar ararım. ( Kitap III , bölüm XIII )”
“Mutlu Kedi” hikayesinin sanatçı duyarlılığı içerisinde özgürlüğe duyulan özlemi anlattığı muhakkaktır.Olayı şöyle özetleyebiliriz :
Bir bayan sanatkâr tarafından açılan seramik sergisinde, diğer bir bayan sanatkâr gördüğü rüyayı anlatmaya başlar.Dinleyiciler; şair, aktör, hikayeci vb. den müteşekkil bir sanatçı grubudur.
Rüyada ,bayan bir caddede yürümektedir.Birden bir adam bağırarak emirler vermeye başlar.Emre göre herkes kendi etrafına bir daire çizecek ve bu dairenin içinden çıkmayacaktır. Daireler tebeşir, kalem, parmak ya da zihin yardımı ile çizilecektir.
Bu noktada sanatçılar kendi aralarında bir tartışmaya girerler.Acaba rüyada “mantık ve neden” aranmalı mıdır?Sonunda bu iki unsurun bir rüyada bulunamayacağı sonucuna varırlar.
Rüyada, fiziksel bir yaptırım olmamasına rağmen hiç kimse çizdiği dairenin dışına çıkmaz.Adeta hapsolmuşlardır.Fakat kötürümler, inmeliler hatta ölüler bile bu daireden kurtulup özgürce koşmak istemektedir.
Bir süre sonra bir kurtarıcı beklemeye başlarlar. “Birisi gelse de şu çizgileri silse...Biri çıksa da bizi kurtarsa...Bir kurtarıcı yok mu?” (s.16) şeklinde sesler yükseler.Derken bir ses duyulur: “Birisi çıksa ben de çıkarım...” (s.17) Fakat o “birisi” bir türlü çıkmaz .Bu arada bir < kedi > ortalıkta serbestçe gezmektedir. Herkes o kediye imrenir.Onun yerinde olmak ister.Çünkü kedi özgürdür.
Sergide bulunan bir hikayeci, rüyasını anlatan kadın sanatçıya dönerek bu rüyayı yazacağını söyler.Kadın sanatçının “Niçin yazacaksınız?” (s.17) sorusuna şu yanıtı verir :
“ Belki bu sizin rüyanızı okuyanlardan birisi, dairesinin dışına kendini atar.<Birisi> çıkınca, öbürleri de çıkarlar...” (s.17)
Bu noktada Aziz NESİN’ le aynı ideolojik çizgide yer elen Nazım Hikmet’ in şu dizelerini hatırlamamak elde değil:
“ Sen yanmasan, ben yanmasam, biz yanmasak
Nasıl çıkar karanlıklar aydınlıklara”
Görüldüğü üzere hikayede hürriyet yoksunluğu sadece şekillendirici unsurdur. Asıl önemli olan ; insanların söz konusu emre bila kayd u şer itaat etmesi ve hürriyete koşma yolunda hiçbir çaba sarf etmemesidir. Herkes bir kurtarıcı beklemektedir. Bununla birlikte de kimse kurtarıcı olarak ön plana çıkmaz istemez. Korku, dayatma ve baskı ortamında bir kişi bile cesaretli bir tavır sergileyemez.
Rüyadaki şahıs , daire çiziminde tebeşir , kurşun kalem, bunlar yoksa parmak veya zihin kullanılmasını emretmiştir. Burada sembolik-alegorik ifadeler görmek mümkündür. Şöyle ki :
Tebeşir....................... ..........Öğretmen
Kurşun kalem...................... Öğrenci
Dolma kalem....................... Yönetici
Parmak........................ ......... Millet
Zihin......................... ............Münevver

Yukarıdaki tablodan da anlaşılacağı gibi toplumun her tabakası bu sınırlayıcı dairenin içindedir.
Hikayede hürriyet hastayı iyileştirecek, ölüyü diriltecek bir aşk olarak verilmiştir.
Hikayenin tezi konusunda şunları söyleyebiliriz :
“ Kurtarıcı bekleme, kurtarıcı olmayı dene. Hak ve hürriyetin için çaba sarf et.”
“Mutlu Kedi” adlı hikayenin incelemesini Vatan Şairi Namık Kemal’ in Hürriyet Kasidesi’ nden aldığımız şu beyitle noktalamak yerinde olacaktır :
“ Ne gam pür-âteş-i hevl olsa da gavga-yı hürriyet
Kaçar mı merd olan bir cân için meydân-ı gayretten”


4-NE GÜZEL MAKİNE !..

“Ah, Biz Eşekler” yazarı hiciv dizisine bu hikayede bahsettiği sosyal,siyasi ve bürokratik aksaklıkların yergisiyle devam etmektedir.Konu olaraksa bir taşra vilayetini ve bu vilayet halkının, memurlarının tembelliğini ele almaktadır. Anlatıcıdan aldığımız bilgilere göre ; “Bu şehrin üzerine ölü toprağı”( s.18) serpilmiştir . İl olma mevzuu ise sadece isimle sınırlıdır.Aslında burası “bir ilçeden küçük, bakımsız...” (s.18) bir yerdir.
Fakat bu durumun müsebbibi durumundaki tembel insanlar (halk ve memurlar) bir gün gelen bir haberle arı gibi çalışmaya başlarlar.Haber şudur: “Hilmi Bey gelecekmiş” (s.19)
Yazar eserinde Hilmi Bey’i tanıtmaz, ama okuyucu onun bir politikacı ya da üst düzey bir bürokrat olduğunu anlamaktadır.
Caddelerde, sokaklarda, devlet binalarında telaşlı bir çalışma başlar.Öyle ki her yer tadilattan geçirilir, boyanır.Tabir-i caizse <çiçek gibi> yapılır.Defterdarlıkta , “ Başka zamanlar öğleye doğru daireye şöyle bir uğrayan memurlar bile – görev saatlerinden bir saat önce- saat sekizde daireye gelip akşamları da her zamankinden bir saat geç işlerinden ayrılmağa” (s.20) başlarlar.Böylelikle evraklardaki eksiklikleri giderirler.Çünkü Hilmi Bey incelemede çok titiz davranan bir insandır.
Defterdarlıkta görevli genç bir memurun hiçbir işi yoktur.O da bütün günlerini eski, bozık daktiloyu parlatmakla geçirir.Buradaki durum tam bir işgüzarlık örneğidir.
Beklenen gün gelir.Hilmi Bey teşrif eder.Doğruca defterdarlık binasına gider.Genç memurun bulunduğu odaya girer.Gözüne “kat kat boyadan , vernikten pırıl pırıl yanan daktilo makinesi” (s.22) ilişir.Hilmi Bey, “Ne güzel makine” (s.22) dedikten sonra bu birkaç dakika bile sürmeyen ziyareti ve teftişi sonlandırıp ilden ayrılır.
Hikayedeki halkın ve memurların tembelliği ilk etapta Refik Halit KARAY ‘ın “Şeftali Bahçeleri” adlı hikayesindeki inanların durumunu hatırlatır.
Diğer bir konu ise yönetimin işgüzarlığıdır.Bu işgüzarlık hikayede geniş bir yelpazede ele alınmıştır.Şöyle ki; il olmayı hak etmeyen bir yerleşim yerine bu payeyi veren hükümetten tutun da sırf iş yapıyormuş gibi görünmek için sabah akşam eski bir daktiloyu parlatan genç memura kadar devletin her kademesinde bu işgüzarlık görülmektedir.Aziz NESİN, marksist ideolojinin etkisi ile sistemin bozukluğunu ispata çalışır.Devlet dairelerinin ve idari yapının perişan halini işler.
Bu arada memurlar vazifelerini sadece bürokrat korkusunu hissettiklerinde hatırlamaktadırlar.Aslında görevleri olan işleri kişisel kariyerlerini kaybetme korkusu ve dalkavukluk yüzü suyu hürmetine yapmaktadırlar.
İlin, ilde yaşayan halkın yoksulluğu ise hikayede işlenen başka bir konudur.
Nesin’ in bu hikayedeki hedefi mülki ve idari yapıdır.


5- ALLAH KABUL ETSİN

Hikayeci Aziz NESİN, bu eserinde din-samimiyet ilişkisi üzerinde durur.İnsanların ibadetlerini Allah’ a olan inançları yüzünden mi yoksa göz boyamak için mi yaptıkları konusunu sorgular.
Hikaye , apartman sahibi Hamza Bey’ in kiracılarına çıkardığı sorunlar etrafında şekillenir.Bu sorunlar yapay sorunlardır. Sorunu Hamza Bey çıkardığı halde mağdur rolünü de kimselere kaptırmaz.Hamza Bey sözde sorunlarını kapıcısı Emin Efendi ile paylaşır.Çözümleri de, yine Emin Efendi aracılığı ile gerçekleştirir.Aslında Emin Efendi, Hamza Bey için sadece bir kapıcı değildir.Hamza Bey’ e verilen on dört yıllık emek, Emin Efendi’ ye “ yaver , arkadaş, dert ortağı” gibi ünvanlar kazandırmıştır.
Hikayeyi özetleyecek olursak :
Hamza Bey durmaksızın kiraları arttırmayı, kalorifer yakıtından, elektrikten, sudan tasarruf etmeyi hatta bunları hiç kullanmamayı düşünmektedir.İlginç olan şudur ki bu haince işleri Hamza Bey hep namaz esnasında düşünmektedir.Her namazdan sonra aklına gelen hainlikleri “Allah kabul etsin .................. namazını kılıyordum aklıma geldi...” şeklindeki klişe girişle, Emin Efendi’ ye anlatır.Daha sonra da gereğinin yapılması için emirler verir.
Bu para düşkünü ,acımasız, yaşlı adamın hırsından en sonunda Emin Efendi de payına düşeni alır.Bir arkadaşının cenaze namazından dönen Hamza Bey.,yanında bir adam olduğu halde Emin Efendi’ye rastlar.Hamza Bey’ in yanındaki adam kapıcı olabilmek için Hamza Bey’ e yüklü bir < hava parası> teklif etmiştir.Aç gözlü apartman sahibi de bu teklifi doğal olarak reddedemez.Hamza Bey emektar kapıcısı, yaveri, dert ortağı, arkadaşı Emin Efendi’ ye kötü haberi verir.Fakat Emin Efendi şaşırmaz . Çünkü bu hareket Hamza Bey’ den beklenecek bir harekettir ve Emin Efendi de Hamza Bey’i çok ama çok iyi tanımaktadır.
Hikayede diğer bir konu da ahlaksız işlerin dinle bağdaştırılmaya çalışılarak mübah gösterilmesidir.Hamza Bey takvimde okuduğu “ leylekler gelmeye başlıyor” (s.27) bilgisi üzerine Emin Efendi’ye artık kaloriferleri yakmamasını emreder.Nedenini ise şöyle açıklar :
“Günah...Allah sorar be...Yarın ahirette << Ya kulum!Ben leylekleri gönderip sana havaların ısındığını malum ettim de sen daha ne diye kalorifer yaktırıp iktisada riayet etmedin?>> diye Cenab-ı Allah sorar.Yarın kalorifer yok, kesilecek, yanmayacak” (s.27)
“Allah Kabul Etsin” isimli hikayede Aziz NESİN , din müessesesine değil, dinin sömürü kötü işlere kisve yapılmasına karşıdır.
Halkın zayıf noktalarından biri olan inanç şahsi menfaatlere alet edilmemelidir.



6- BİZİM EV

İnsanoğlu yüz yılar boyu toprak için savaşmış , bu uğurda can vermekten ve almaktan kaçınmamıştır. Günümüzdeki savaşlar biçim değişmiştir. Artık güçlü toplumlar zayıf olanları kültür emperyalizmi ve iktisadi kozlarla ele geçirmekte, esir etmektedir. Bu bilinen bir gerçektir. Emperyalist güçler sistemli bir şekilde kendi kültürlerini diğerlerine empoze etmektedir. Aynı zamanda yine sistemli olarak bir borçlandırma oyunu oynanarak , hedef ülkenin iktisadi bağımsızlığı ortadan kaldırılmaktadır. Böylelikle zayıflayan ülkenin insani ve tabii kaynakları süper güçlerin eline geçmektedir. Bu süper güçler bu arada kendi mallarına bir Pazar da yaratmış olur. Böylelikle sömürücü güç öz sanayisini de garanti altına almış olur. İşte, Aziz NESİN, “Bizim Ev” adlı hikayesinde bu konuyu ele almıştır. Yalnız konuyu okuyucusuna, doğrudan ülkeler arası ilişkileri anlatmamıştır. O zaman yapıt hikaye olmaktan çıkıp politika yazısı halini alırdı.Nesin söz konusu siyasi olayları insanlar ve aileler arası ilişkiler boyutuna indirip gerekli sonuca varma işini kariye bırakır.
Hikaye mekan olarak geniş bir evde geçer.Bu ev öyle büyüktür ki kaç odalı olduğunu ev sahipleri bile bilmez.Aslında ev halkı kalabalıktır ama bu ev, onlara çok büyük gelmektedir.Bir çok odayı kullanmazlar.
Bir gün komşulardan biri bir oda kiralamak istediğini söyler.Ev sahibi de kabul Onu başka bir komşu izler.Ona da bir oda kiralanır.Diğer komşular da bahçedeki su kuyusunu kullanmak ve bahçeden yol geçirmek gibi isteklerde bulunurlar.bu istekler artarak devam eder.
Daha sonra kiracılar evin çeşitli yerlerinin onarılması talebinde bulunurlar.Ev sahibi “Param yok” diyerek geri çevirir.Kiralardan elde edilen tüm parayı karısı ve kızı giyime yatırmıştır.Çünkü artık ev sahibinin ailesi kiracılar gibi giyinmektedirler.Ailenin tüketim alışkanlıkları bir hayli değişmiştir.Parası olmadığını söyleyen ev sahibine, kiracılar “faizle” borç vermeyi önerir.Adamcağız buna çok sevinir.Teklifi hemen kabul eder.Aldığı para ile evi onarır. Evi ışıl ışıl yapar.Fakat kendisini ailesiyle birlikte bahçede bir çadırın içinde bulur.Artık adam sadece evin mülkiyetine sahiptir. Kullanma hakkı ise kiracılara geçmiştir.Çünkü adamın, kiracılara bir yığın borcu vardır.Lakin adam hala bu acı durumun farkında değildir.Oğlunun şu sözleri dahi onu gafletten uyandıramaz: “Bana bizim ev değilmiş gibi geliyor...İçinde oturuyoruz, bahçesinde gezemiyor, yolundan gidemiyor, suyundan içemiyoruz...” (s.27)
Bunun üzerine adam oğlunu “hain evlat” ilan edip çadırdan kovacaktır.Hikaye de böylece sonlanır.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi Nesin, hikayedeki olay, mekan ve kişilerle benzetmeler yapmıştır.Bunları bir tablo üzerinde inceleyelim:


HİKAYE .............................. .............................. SİYASİ ARENA

*Ev........................... .............................. ...............Zayıf ülke
*Komşu evler......................... .............................. .Güçlü ülkeler
*Ev sahibi ve ailesi........................ .......................Zayıf ülke yöneticileri ve halkı
*Kiracı/Komşu......................... .............................G üçlü ülke yöneticileri ve halkı
*Anne ve kızlarının kiracılar
gibi yaşama isteği........................ .........................Kültü r emperyalizmi ve yozlaşma
*Faizle borç verme......................... ........................İktisa di emperyalizm ve bağımlılık
*Çadıra taşınma....................... .............................. .Çöküş, teslim oluş
*Oğul......................... .............................. ...............Gerçekleri gören genç nesil
*Baba......................... .............................. ...............Örümcek kafalı zihniyet

Bizce Aziz NESİN, büyük problemleri küçük şahıslar ve olaylara indirgeyip okuyucuya basit bir şekilde sunma çabasında başarıya ulaşmıştır.
Bu hikayede yazarımız , Mehmet Akif ‘ in “tek dişi kalmış canavar” dediği emperyalist batıya karşı halkı uyarma vazifesini yerine getirmiştir.Çünkü milletlerin ve devletlerin sürekliliği ancak kültürel ve iktisadi bağımsızlık ile mümkündür.



7- HIÇKIRIK
FERDİ TEMALI BİR HİKAYE OLMASI HASEBİYLE İNCELEMEMİZ DIŞINDA TUTULMUŞTUR.


8- İFFETİMİ NASIL KORUDUM ?

“İffetim Nasıl Korudum” isimli hikayeyi derinlemesine ve yüzeysel olarak iki şekilde incelemek tahlilimiz açısından daha sağlıklı bir yöntem olacaktır.Hikaye hafifmeşreb bir kadının anılarını anlatması bakımından helezonik bir yapıya sahiptir lakin iç içe geçmiş pek çok anı vardır.Bu anılarda Aziz NESİN, kadının ağzından muhtelif sosyal problemleri dile getirmiştir.Bu konular hikayenin derinlemesine tahlilinde incelenecektir.
Yüzeysel incelemede ise bireylerin yanlış davranışları üzerinde duracağız.
Sahip olunan siyasi kariyer, ülkemizde birçok imtiyaz ve avantajı da beraberinde getirmektedir.Öyle ki sıradan vatandaşın hayal dahi edemeyeceği özgürlük ve imkan silsilesi, siyasilerin her an ceplerindedir.
İşte bu kariyer, kötü niyetli insanların elinde ferdi çıkar malzemesi haline gelebilir.Aziz NESİN’ in bu hikayesindeki siyasiler, görevlerini şu yönlerde suistimal etmektedirler : (Derinlemesine inceleme konuları)
a- Adam Kayırma b- Ahlaksızlık ve Siyasi Lakaytlık
a- ADAM KAYIRMA

Anılarını anlatan hafifmeşreb bayan , gayr-i meşru ilişki kurduğu siyasinin nüfuzu ile devletin yayın organında kadrolu olarak şarkıcılığa başlar.Üstelik bu bayanın müzik de dahil olmak üzere hiçbir alanda eğitimi yoktur. “ Nihayet muvaffak oldum.Onun nüfuzu sayesinde , radyoda şarkıcı oldum...” (s.49)
Radyo-kadın-siyasi üçgeni etrafında vücut bulan vaka , ülkemizin kanayan yaralarından birinin hikaye edilmiş şeklidir.Bu kanayan yaranan adı –amiyane tabir ile – “torpil” dir.

b- AHLAKSIZLIK ve SİYASİ LAKAYTLIK
Aziz NESİN, hikayede eleştiri oklarını daha ziyade siyasilere ve bürokratlara yöneltmiştir.Bu şahıslar, hikayede hep masa başındadır.Bu masa görevlerini ifa etmeleri gereken makamları değil, içki ve eğlence masalarıdır.Siyasiler, Arap şeyhleri gece alemleri yapmaktadırlar.Hatta - gerçekte var olup olmadığını bilmiyoruz ama – “siyasi muhabbet tellalı” ndan bile bahsedilmektedir. “Sofrada içiliyordu. Saz çalıyordu.Benden de şarkı istediler. Ben de okudum. Bir ara Arap şeyhi,
- Yavrum sen tahsisat-ı mesture misin, neden öyle her tarafını örtüyorsun?Soyunsana... dedi.
Ben onların gizli maksatlarını ne bileyim? Soyundum.” (s.50-51)

Hikayedeki siyasiler, “...milletlerarası münasabetleri takviye için...” (s.50)Türk kızlarını yabancı ülke temsilcilerinin kucağına atmaktadır.Bu, ülkemiz ve insanımız için onur kırıcı bir durumdur.
Siyasi lakaytlık maddesi içinde inceleyebileceğimiz bir diğer konu da “ekonominin nasıl çöktüğü” bahsidir.Aziz NESİN, bu hikayesinde pek çok durumu olduğu gibi devlet adamlarının izledikleri ekonomik politikayı da hicvetmektedir.Ülkenin dışarıdan yüksek faizle borç alması örneğini veren hikayeden yapacağımız şu alıntı heralde konuyu açıklığa kavuşturmada yardımcı olacaktır: “Matuuka Emiri, Şeyh Kazulettin Essait Haptullah geldi. Çok büyük misafirimizdir.Bu ay Belediye memurlarına maaş vermek için bütçede para yok. <<Beyefendi>> Emir hazretlerini milli menfaatlerimize uygun şekilde, yüzde bin faizle borç para alıp kazıklamak niyetinde.” (s.49)
Eserin yüzeysel incelemesine gelince; milletin kandırılması gibi bir durumla karşılaşırız.Halk tüm bu olan bitenden habersizdir, doğrular gizlenmekte halk kandırılmaktadır.Su yüzüne çıkan rezillikler ise vatan millet edebiyatı yapılarak gizlenmektedir.
Milletin geleceği çalınmakta , parası çarçur edilmektedir.Eşitsizlik , ahlaksızlık gibi problemler hikayede ele alınmıştır.

9- NÜFUZ TİCARETİ

Aziz NESİN, bu hikayesinde mevkiini yakınlarına kolaylık ve makam sağlamada kullanan insanları hicveder.Fakat; tabii ki bu kişiler söz konusu yardımı karşılıksız yapmamaktadır.Rüşvet niteliğinde para , hediye ve vaatler almaktadırlar.Böyle olunca da şu durumlar ortaya çıkmaktadır :
a- İnsanlar görevlerini kötüye kullanırlar.
b- Hakketmeyenler önemli makamlara gelirler.
c- Yukarıdaki iki maddenin sonucu olarak da başarısızlık, istikrarsızlık ve eşitsizlik ortaya çıkar.
Nesin bu hikayesinde anlatıcı hususunda “İffetimi Nasıl Korudum” daki tekniği kullanmıştır. Kahraman, anlaşıldığı kadarıyla , 27 Mayıs ihtilali döneminde bürokrat ya da siyasi olan bir şahsiyettir.Kendisi “nüfuz ticareti” ile suçlanmaktadır.Hikaye de onun savunması şeklinde biçimlendirilmiştir.
Kahraman, suçlamayı kabul eder. Hatta bunun karşılığında kazanç elde ettiğini de itiraf etmektedir.Fakat bunun gayet normal ve kanuni olduğunu savunmaktadır.Tabii bu Aziz NESİN’ in mizahi tarzından kaynaklanan bir durumdur. “Ben nüfuz ticareti yaptımsa, kanuni komisyon hakkımdan fazlasını mı aldım?” (s.54)
Hikayenin ilerleyen bölümlerinden anlaşıldığı kadarıyla bu şahıs da şimdilerde bulunduğu mevkiye hakkı olmadığı halde gelmiştir.Bulunduğu yere belli bir bedel ödeyerek , gayr-i ahlaki şekilde geldiğini şu ifadelerden anlıyoruz : “Biz sattığımız nüfuzları ucuz almadık.Bunlar bize çok pahalıya mal olmuştur.Bir parçacık nüfuz ticareti yapabilmek için , alacağımız nüfuz karşılığı olarak , haysiyetimizi, namusumuzu, izzeti nefsimizi verdik.Bunu kolay bir iş mi sanıyorsunuz?” (s.55)
Görüldüğü gibi ahlaksızlık bir silsile halinde işlemektedir.Hakkı olmayan makama oturan biri yine hak etmeyenlere makamlar dağıtmaktadır.
Dikkati çeken bir diğer konu ise, kahramanın < namus, haysiyet,şeref > gibi kavramları yorumlayış, algılayış tarzıdır. Zira kahraman, bu kavramları, bir kazanç getirmesi durumunda gözden çıkarmaya hazırdır. “Hem izzeti nefsimizi, haysiyetimizi, şerefimizi, namusumuzu verecek hem de karşılığında hiçbir şey almayacak mıydık?...Karşılığında bir şey almadıktan sonra , ben neden namusumu vereyim? (s.55)
Kahramana göre insanların şeref derecesi, eğitim ve para ile doğru orantılıdır.İşte burada Nesin’ in marksistliği yine su yüzüne çıkar.Çünkü marksist ideolojide insanlarınsınırsız eşitliği savunulmaktadır.Aziz NESİN , bu noktadan hareketle kapitalist-liberal-sağcı eşitlik anlayışını kendine göre belirleyip tenkit eder. “Bir yüksek tahsilli adamın şerefi ile bir cahilin şerefi bir olur mu?Bir milyonerin şerefi ile bir meteliksizin şerefini siz nasıl bir tutarsınız?”(s.55)
Bir önceki hikaye (İffetimi Nasıl Korudum?) ‘de görülen, ahlaksızlığı milli-manevi değerleri kullanarak setreyleme hadisesi burada da göze çarpar: “Biz bu mübarek vatan ve bu mukaddes topraklar uğruna neler çekmiş, nelere katlanmış insanlarız...” (s.56)
Hikaye kahramanı şahıs aynı zamanda bir bukalemun gibi renk değiştirebilip ortama, zamana, yönetime kısaca düzene ayak uydurabilmektedir.Daha önce bahsettiğimiz üzere hikaye siyasi iktidar değişikliğinin yaşandığı 27 Mayıs ihtilali günlerinde geçmektedir ama kahramanımız için iktidarın kim olduğu önemli değildir.O , sınırsız uyum kabiliyeti ile tüm zamanların, tüm ideolojilerin, tüm iktidarların adamıdır. “Yaşasın ihtilal, yaşasın bu ihtilali yapanlar, yaşasın Miralay Kazım Bey, yaşasın Mülazımı evvel Ahmet Bey...” (s.58)
Kısacası Aziz NESİN , “Nüfuz Ticareti” adlı eserinde görevi suistimal , rüşvet, adam kayırma, dalkavukluk gibi konuları , çok sert şekilde eleştirmiştir.





10- MAL BEYANI

“İffetimi Nasıl Korudum” ve “Nüfuz Ticareti” adlı hikayelerdeki tek kahramanlı ve bu kahramanın tek başına konuşması ile kurulan tahkiye tarzı “Mal Beyanı” nda da kullanılmıştır.
Hikaye kahramanı D.P. döneminin önde gelen milletvekillerindendir. Üstelik bu kişi “üç ay, bir hafta, dört gün, bir saat, on dakika gibi uzun bir müddet Zamazingo Bakanlığı” (s.59) yapmıştır.Kahraman ,hikaye boyunca mal beyanında bulunmaktadır.Fakat bu beyan uzadıkça uzar.Bütün mallar da on üç haftalık bakanlık macerası esnasında edinilmiştir.
Eski bakanımızın çiftliklerinin verimi o kadar düşüktür ki devlet buralardan vergi dahi almaz.
Kahraman , Ankara’daki evinin arsasını “beleşe kapatmış” , binayı da şahsi dostlukları sayesinde “bedava diyecek paraya” mal etmiştir.
Hikayenin geçtiği dönem , boğaz Köprüsü’ nün yapılma kararının alındığı dönemle eş zamanlıdır .Milletvekilimiz, kariyeri sayesinde bu kararı aylar öncesinden haber alıp köprünün inşa edileceği arsaları ucuza satın almıştır.Daha sonra bu arsaları gerçek değerinin kat kat üstünden devlete satacaktır.Hatta bir ara köprü yerine tüneli önerenleri “komünist” olmakla itham eder.<Çünkü tünel projesi gerçekleşirse vekilimizin aldığı arsalar istimlak edilmeyecek ve vurgun gerçekleşmeyecektir.
Bunun yanında vekilimizin üç evli kadınla olan cinsel münasebeti de siyasilerin ahlaki yozlaşma sürecini gösteren bir yapıdır.Fakat bu hovarda vekil evli ve ahlaksız kadınlara cömertce sunduğu sevgisini, karısından esirgemektedir.“Hayat arkadaşımın maalesef bütün hisseleri benim üzerimde kalmış, gerek açık gerek kapalı arttırma ve eksiltmelerde bütün göz yummalarıma rağmen en küçük hissesine bile talip bulunamadığından, malın tamamı üstümde kalmıştır...” (s.62)
Kahraman, tüm bu mal varlığından memnun değildir.Daha fazlasını istemektedir.” Keşke bütün sathının ve bütün vatan hacminin tapusunu alabilseydim da , en mübarek vatana daha çok bağlanabilseydim.Maalesef, vakit kalmadığı için , bu vatanperverane maksadımda tamamı ile muvaffak olmuş sayılmam...” (s.62)
“ Keşke vakit kalsaydı” sözlerinden kasıt ; anlaşılacağı üzere bakanlığın biraz daha uzun sürmemesine serzeniştir.Çünkü bakanlık makamı , sahiplerine çok büyük bir dokunulmazlık kalkanı sağlamaktadır.Dokunulmazlığın yanında sınırsız yetki ve inanılmaz avantajlar da sunmaktadır.
Aziz NESİN, “Mal Beyanı” adlı hikayesinde temiz siyaset , dürüst siyasetçi özlemini dile getirir.Eserin kahramanı, makamının yüklediği sorumlulukları bir yana bırakıp rant peşinde koşan bir şahsiyettir.
Dikkati çeken diğer bir husus da yazarın. Kendi ,ideolojisini merkez alarak yarattığı hikayede, aşağılık kahramana bir sağ parti içinde yer vermesidir. Söz konusu ahlaksızlık ise bir sağ parti iktidarında gerçekleşir.İşte yazarın esere ciddi müdahalesi burada kendini gösterir.



11-YAŞASIN KANUN

“Yaşasın Kanun” adlı hikaye gerek konusu gerekse kahramanı açısından “Mal Beyanı” na çok benzemektedir.”Yaşasın Kanun”da bir bürokrat mal beyanında bulunmaktadır.Fakat bu mal beyanı pek de inandırıcı değildir.

Bürokrat henüz sekiz yıllık memurken ve otuz lira maaş alıyorken 10.000 TL’ ye bir arsa alır. “Bu on bin liranın 821 lirası, biriktirdiğim benim paramdı.300 lira da bir arkadaşımdan borç aldım.Geri kalan 8 bin 879 lirayı nereden bulduğuma gelince, bunu da yolda buldum.Ben çok şanslı bir insanımdır...” (s.65)
Bürokrat, bu 10.000 TL’ lik arsayı iki sene sonra 50.000 TL’ ye satar.Bu alış verişler devam eder ve kısa bir süre sonra 10.000 TL ile başlayan servet 3.500.000TL’ yi aşmıştır.Bu süreç içerisinde köylünün geliri hep 300 TL’ de sabit kalmıştır.Dönemin iktidarı bunu başarı saymaktadır.
Nesin’ in bürokrat kahramanı , yine D.P. kadrosundan bir şahıstır.Dönem ise tabii ki D.P. iktidarı dönemidir.
Aziz NESİN, “Yaşasın Kanun” ile temiz siyaset, ahlaklı insan ve rant sevdası konularını bir kez daha dile getirip yermiştir.


12- SU DÖKME YARIŞI

Aziz NESİN, bu hikayesi içinde pek çok konuya temas etmiştir.İşte sanatkar olmanın püf noktalarından biri de bu hikayede göze çarpıyor.Yedi sayfalık, kısa bir hikayede sanatkar birden fazla mesajı, aydın duyarlılığı içerisinde okuyucuya iletebiliyor.
Hikaye şöyle gelişir :
Ağır başlı, namuslu, çalışkan bir memur olan Baha Bey uzun memurluk hayatı boyunca hiç yapmadığı bir şeyi -utana sıkıla da olsa –yapar ve muhasebeden avans çekmek ister.Üstelik maaşını alalı henüz iki gün olmuştur.Bu durum muhasebeciyi içten içe sevindirmekle beraber meraklandırmış da.Muhasebeci Baha Bey ‘e sorular sorup onun avans isteğinin nedenini öğrenmeye çalışır.Baha Bey ilk başta anlatmak istemese de – bu paraya gerçekten ihtiyacı olduğu için- anlşatmaya karar verir.
Baha Bey ‘in başına gelen olay şudur :
Baha Bey, Cihat adında eski bir arkadaşına rastlar.Fakat bu şahıs geçen otuz yıl içinde bir hayli zengin biri olmuştur.Memur Baha Bey de hasret gidermek için bu eski arkadaşını misafir eder. Cihat; Baha Bey ve ailesinin mütevazi hayatını görüp kendince onların haline üzülür : “Vay sen bu hallere mi düşecektin?...” (s.70) gibi sözler sarf eder.Eski dostunu ve ailesini bu kötü durumdan bir günlüğüne kurtarmak ister ve Baha Bey ve ailesine bir gece beraber eğlenmeyi teklif eder.Onları birçok eğlence yerine götürür.Fakat Baha Bey – eşi ve kızının da baskısı ile – maddi hudutlarını zorlayarak masraflara ortak olmaya çalışır.Bunu başaramayacağını anlayınca yine ailesinin baskısıyla en azından bahşişlere ortak olmak ister.Kendince olur da.Amaç altta kalmayıp aile gururunu kurtarmaktır.
Hikayenin sonunda aile gururu kurtulmuş fakat bütçe sıfırlanmıştır.Öyle ki bu üç kişilik ailenin eve dönecek otobüs parası kalmamış onlar da Istanbul’ u bir uçtan diğerine yürümek zorunda kalmıştır
Evet! Baha Bey ‘in maaşı bahşişe bile kafi gelmemiştir.Bu hikayeyi dinleyen muhasebeci , Baha Bey ‘e -kasada yeterli para olmadığını ileri sürerek- avans veremeyeceğini söyler.Aslında kasada yeterli para vardır.Hikaye böylelikle son bulur.



Aziz NESİN, “Su Dökme Yarışı” nda şu problemler üzerinde durur :
a- İdeal Memur/Onurlu İnsan
b- Gelir Dağılımındaki Adaletsizlik
c- Yersiz Gurur

a- İdeal Memur/Onurlu insan : Nesin, daha önce incelemiş olduğumuz bazı hikayelerinde (Garba Açılan Pencere, Ne Güzel Makine, İffetimi Nasıl Korudum, Nüfuz Ticareti, Mal Beyanı, Yaşasın Kanun ) kötü memur/bürokrat/siyasi örnekleri vermişti. “Su Dökme Yarışı” nın kahramanı Baha Bey ise yazar tarafından idealize edilmiş bir tiptir.Bu yönüyle diğer hikaye kahramanlarından tamamen ayrılır : “Memurluğun geleneklerini yıkmış bir adamdır.Önce rüşvet almaz...” (s.68)
Daha önce üzerinde durduğumuz, marksist-yıkıcı tavırdan hareketle Nesin, sisteme yine atıfta bulunur ve namuslu bir memurun çürük sistem içinde ne gibi durumlara düştüğünü yapıtında hikaye eder.
Bir gecelik eğlencenin bedeli eve yaya olarak dönmektir.Üstelik Baha Bey ‘in maaşı sadece bahşiş ödemekle tükenmiştir.Bu da namuslu bir memurun maaşının niceliğini göstermesi bakımından ustaca düşünülmüş bir ayrıntıdır.
b- Gelir Dağılımındaki Adaletsizlik : Marksist edebiyatın önde gelen özelliklerinden biri de eserin merkezine edebiyatı koymasıdır.Buna , yine marksist edebiyatın özelliklerinden olan sınıfsal bakış açısı da eklenince , tabii olarak eserlerin bir çoğunda işlenen konu “gelir dağılımındaki adaletsizlik” oluyor.
Baha Bey ve aynı okuldan mezun olduğu arkadaşı Cihat ,otuz yıl sonra karşılaştıklarında şunu görürler : Ekonomik durum açısından arlarında dağlar vardır.
Baha Bey tutumlu, bir insandır. Üstelik uzun süreli bir devlet memuriyeti vardır.Fakat tüm bunlar karşılığında aldığı maaş üç kişilik ailesinin ancak mutfak masrafını karşılayabilmektedir.Bunca yıllık hizmet sonucunda hâlâ kirada oturmaktadır.Devlet memuru Baha Bey ‘in hayat standardı çok düşüktür.
Diğer tarafta Cihat ise alabildiğine zengindir.Müteahhitlik ve tüccarlık yapmaktadır.Maddi açıdan Baha Bey ile kıyaslanamaz bile.
Aziz NESİN, bu iki kutbu aynı hikayede vererek dengesizlik ve eşitsizliği daha açık şekilde gösterme yoluna gider.
c- Yersiz Gurur : Baha Bey ‘in traji-komik duruma düşmesinin bir nedeni de eşi ve kızı tarafından sürekli yönlendirilmesidir.Bu yönlendirme aslında ailenin onurunu kurtarmak için yapılmaktadır.Fakat onur paraya endeksli bir değer drğildir.Bu konu ile ilgili eleştirilere “Nüfuz Ticareti” adlı hikayenin incelemesinde yer vermiştik.Ailenin bu iyi niyetli fakat yanlış yöntemli tavrı onlara pahalıya mal olmuştur. “Altında kalma, altında kalma diye diye işte sokakta kaldık...” (s.74)
Oysa ki herkesin belli bir geliri vardır.Giderler de buna göre ayarlanmalıdır.Az kazanmak ve kazanılan kadar harcamak ,utanılacak bir durum değildir.
Sonuç olarak; Nesin’e göre sistem, vatandaşları arasında eşitliği sağlamalı, vatandaşlar da gelir-gider dengesini iyi kurmalıdır.


13- HIRANT , HÜDAVERDİ OLMUŞTU !

Samimiyet duygusu beşeri ilişkilerde sigorta niteliği taşır.Samimiyet ortadan kalktığı zaman güven ortamı ciddi şekilde yıpranır ve insanlar arasındaki günlük münasebetler yürümez hale gelir.
Toplumsal kuralları düzenleyen unsurlardan biri de dindir.Din, özellikle Türk toplumunda çok belirleyici bir rol oynar.Dinin öngördüğü kuralların dışına çıkanlar otomatik olarak toplum dışına itilir , aşağılanır,gözden düşerler.
Söz konusu iki unsurun olumsuz kullanımı ise toplumun çöküşüne yol açar.
Daha önce de belirttiğimiz gibi; yazarımız Aziz NESİN ateisttir.Fakat şunu da tekrar etmekte fayda görüyoruz, Nesin din müessesesine değil , inancı siyasi ve iktisadi rant aracı görenlere karşıdır.Yani dini istismara karşıdır.
Hikaye şöyle gelişir :
Olay Hayri Bey’ in köşkünde geçer.Hayri Bey’ in kökleri Osmanlı sarayına dayanır.Dedesi Hüdaverdi Paşa’ dır.Bu köşk de Hayri Bey ‘e dedesinden kalmıştır. Hayri Bey; “Atmışını biraz geçmiş, ama genç görünen bir mühendistir. Tam, koyu bir müslümandır.Bu zamanda böyle dini bütün adam mumla aranılsa bulunmaz.Dinin bütün farzlarını yerine getirir.Beş vakit namazını kılar, hiçbir gün orucunu kaçırmaz.Fitresini, zekatını verir.İki kere de hacı olmuştur...yabancı d,il bilir...karısını ve çocuklarını dini inançlarında serbest bırakmıştır. (s.75 )
Bir gazete haberi etrafında tartışma şekillenir.Habere göre Amerikalı bir genç bir Türk kızıyla evlenebilmek için müslüman olmuştur.Tartışma giderek din ve samimiyet boyutuna kayar.Bunun üzerine dindar Hayri Bey, kendi atalarının nasıl müslüman olduğunu anlatan bir hikaye anlatır :
Hayri Bey’ in dedesi Hüdaverdi Paşa aslen Hırant adlı bir Ermeni posta memurudur.Çalıştiği postane de karısı tarafından sürekli şiddet gören zayıf, çelimsiz, Mehmet Bey adında bir memur vardır. “Çok çapkın bir adammış.Çok zayıf, ufak tefek bir adammış.Sert bir rüzgarla uçacak...Bu haline bakamaz bir de zamparalık edermiş...” (s.78)
Mehmet Bey’ in Zabel adlı Ermeni bir metresi vardır.Bir gün Mehmet Bey’in karısı bu durumu öğrenip Zabel’ in evini basar.Evde Mehmet Bey’ le Zabel’i uygunsuz halde yakalayınca ikisine de sokağın ortasında, yarı çıplak oldukları halde meydan dayağı atar.Mehmet kendisini şikayet edenin Hırant Efendi olduğunu düşünür.Bu düşüncesini de Hırant Efendi’ nin Zabel gibi Ermeni olması fikrine dayandırır.Hırant Efendi suçlamaları ne kadar reddetse de inandıramaz.
“Mehmet Bey dedeme,
- Hırant Efendi alacağın olsun.Ben bunun acısını senden bir gün çıkarırım...der dururmuş.” (s.79)
Günlerden bir gün postanenin önünde bir araba duırur.Araba saraydan gönderilmiştir.Hırant Efendi’ yi saraya götürmekle vazifelidir.Hırant Efendi korkar ama gerçeği de sarayda anlar.
“Padişahımız Efendimiz, din-i İslam’ı kabul için verdiğiniz arızadan dolayı çok memnun kaldılar.Bu gün İslamiyet’le müşerref olacaksınız ve akşama da hitam merasimi icra kılınacaktır.” (s.80)
Hovarda Mehmet Bey saraya Hırant Efendinin ağzından <müslüman olmak istiyorum> içerikli bir mektup yazmıştır.Saray bunu kabul eder ve ellisinin üstündeki Hırant o akşam saray bahçesindeki merasimle sünnet edilir.Padişah da hediye babında Hüdaverdi Efendi’ ye paşalık, postane müdürlüğü ve bir kese altın ihsan eder.
Görüldüğü gibi hikaye helezonik bir yapıya sahiptir.Birinci kısımda Hayri Bey’ in köşkündeki tartışma ikinci kısımda ise Hayri Bey’ in atalarının müslüman oluş sergüzeşti yer almaktadır.
Hikayede göze çarpan unsur şudur : Dinini seçmek çoğu zaman senin elinde değildir.Anne ve baban bu seçimi senin yerine yaparlar.Çünkü onlar da dinlerini kendileri seçmemiştir.Fakat senin yapman gereken –eğer seçim şansın olursa- yaşayabileceğin dini seçmek olmalı.


AZİZ NESİN – HAYATI

20 Aralık 1915’te Heybeliada’ da doğdu.1935 yılında Kuleli Askeri Lisesi ‘ni bitirip Harp Okulu’na geçti . 1937’ de asteğmen rütbesi ile mezun oldu.1941’ de İkinci Dünya Savaş’ ında Türk ordusunda görev yaptı.
1945’ te ordudan atılıp gazetecilik serüvenini başlattı(Karagöz , Yedigün ve Tan) Yine bu yıl yapıtı olan “Parti Kurmak ve Parti Vurmak” ı yayınladı.
1948’ de taşlama kitabı “ Aziz-name” yi çıkardı.
1952 senesinde Oluş Kitapevi’ ni kurdu. Bundan üç sene sonra Yeni Gazete’ de köşe yazarlığına başladı.1957 yılında İtalya’da “Fil Hamdi” adlı eseriyle Altın Palmiye ödülünü kazandı. Bu ödülü 1960’ da devlet hazinesine bağışladı.
1961 yılında Tanin gazetesinde köşe yazarı olarak çalıştı. Yine aynı yıl “ Zübük” adlı mizah gazetesini çıkarmaya başladı.
1966’ da Bulgaristan’ da bir mizah ödülü olan “ Altın Kirpi” yi kazandı.
1969 ve 1970 yine ödüllerle geçen yıllar oldu.1974’ te Asya-Afrika Yazarlar Birliği ödülünü kazandı.
1977’ de Türkiye Yazarlar Sendikası başkanlığına seçildi.
Rusya’ da 1989 ‘ da Tolstoy Altın Madalyası’ nı aldı.
1995’ in 5 Temmuz’ unda imza günü sonrası 01.05 ‘ te öldü

Alıntı ile Cevapla Hızlı Cevap
Alt 08-02-2012, 02:55 PM   #2 (permalink)
๖OqulCan
Thumbs up Cevap: AZiZ NESİN 13 İNCELEME Kitap Özeti

süper ödevlerimde çok işe yaradı tşk.

Alıntı ile Cevapla Hızlı Cevap
Alt 05-03-2012, 04:18 PM   #3 (permalink)
Standart Cevap: AZiZ NESİN 13 İNCELEME Kitap Özeti

aynen yaaa. benimde kitap özetleri konusunda ödevim var. Çok iyi oldu. Tşk.

Alıntı ile Cevapla Hızlı Cevap

Benzer Konular
Tutulma,Stephenie Meyer,Tutulma Kitap Özeti (Twilight 3. Kitap)
http://i200.photobucket.com/albums/aa136/O2GG3/421976916_f0f2b2f696_o.jpg "Edward'ın hoş sesi arkamdaydı.Ben onun yavaşça veranda...
Aziz Nesin - Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz Kitap Özeti ...
1- bir aziz nesin eseri. nüfus kağıdı olmayan yaşar adlı elemanın başından geçenleri anlatır diyebiliriz bu eser için... 2- aziz nesin'in...
Jaws kitap özeti
Köpek balıkları deniz bilimciler ve biyologlar tarafından en az evrim geçirmiş olan ve bu güne kadar bir çok özelliğini koruyarak gelen bir deniz...
Dua kitap özeti
Dua kitap özeti Bu bölüm yukarıda belirttiğimiz gibi M. Akif AK’ın daha önce yayınlanmış yazısından önsöz olarak alınmıştır....
Sodom ve Gomore Özeti kitap özeti
Sodom ve Gomore Özeti kitap özeti Birinci Dünya Savaşı henüz sona ermiştir.Osmanlı İmparatorluğu da bu felaketten payını almış ve ülkenin...

Hızlı Cevap
Mesajınız:
Seçenekler

Seçenekler
Stil

WEZ Format +2. Şuan Saat: 05:15 AM.
Yasal Uyarı Favori Forum
Favori Forum'da Mp3, Hack, Adult, Warez, Crack, Serial, Full Film, Full Oyun Vs. İllegal İçerikli Paylaşım Kesinlikle Yasaktır.
Logomuzda Kullanılan Maskot Favorifrm.Net 'e Aittir ve TPE Tarafından Tescillidir. İzinsiz Kullanılamaz.

Sitemiz Forum sitesi olduğu için sitemize kayıtlı üyelerimiz yazı, resim ve diğer materyalleri kontrol edilmeksizin sitemize ekleyebilmektedir. 5651 Sayılı Kanun’un 8. Maddesine ve T.C.K’nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda ilgili yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi mail adresine yollayabilir veya Buradaki Formu Doldurarak bize iletebilirsiniz.
Kuruluş : 13/ARALIK/2006
2006 - 2014 Favorifrm.Net Her Hakkı Saklıdır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4 Copyright ©2000-2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO