Geri git   Favori Forum - Kapsamlı Bilgi Platformu » TARİH & YAŞAM » Bölgelerimiz & Şehirlerimiz


Seçenekler
Edirne
Alt 13-11-2009, 08:20 AM   #1 (permalink)
Standart Edirne

Padişahlar Döneminde Edirne'nin Konumu



Klasik dönem Edirne'si Anadolu-Avrupa yolu üzerindeki önemli konumunu korumuştur.

Adriyatik'ten başlayan ve İstanbul'a uzanan tarihi Roma yolu (Via Egnetia) üzerinde bir merkez olan Edirne; Tekirdağ yoluyla denize ve İstanbul'a uzanıyordu. Meriç Köprüsü yanındaki İskelebaşı denilen yer ise bir Edirne Limanı durumundaki Enez ile bağlantılıydı. Mısır'dan buradan da İstanbul'a ulaştırılırdı.

Kaynaklar bir zamanlar Edirne ile Enez arasında 300 teknenin işlediğini yazarlar.

Edirne pazarları yerli ve yabancı tüccarların odak yeriydi.

Sonuçta Edirne'nin Osmanlılar dönemindeki önemli yeri sonraki yıllarda da korunmuştur.

Tarihçiler der ki: "Osmanlı Tarihinde Edirne adının geçtiği yerler silinse Osmanlı tarihi kalbura döner."



Bu parlak dönemden sonra kentin talihinin dönmesine neden olan unsurlardan işgaller 1878 yılında yine Ruslar tarafından işgal edilirr. Bu işgalin gerçekleştiği savaşa halk arasında 93 Harbi denir.

Edirne üçüncü işgali 1913 yılında yaşamış olup; bu işgalin mümessili de Bulgarlar'dır.

Son işgal 1920'deki Yunan işgalidir.

Ayrıca 1745 1905 yangınları ve 1752 depremi Edirne'nin işgallerle birlikte en çok zarar gördüğü dönemleri teşkil eder.

1800 yıllarında İstanbul İstanbul ve Bursa'dan sonra Osmanlı Eserleri bakımından en zengin üçüncü şehrimizdir.

Osmanlı Döneminde Edirne'nin Kentsel Gelişimi



Edirne fethedildiği dönemde hemen tümüyle 2-3 kilise ve 5-10 mahalleyle sınırlı Kale İçi semtinden oluşuyordu. Bu semtin dışında bir de Tunca'nın karşı yakasında bulunan ve bir köprü ile Kale İçi'ne bağlanan Aina (bugünkü Yıldırım Mahallesi) varoşu bulunuyordu.

Edirne Osmanlı İdaresi altında bir yüzyıl gibi zaman zaman gelgitli dönemler geçirmiş ve Edirne 17. yüzyıl sonlarında en geniş sınırlarına ulaşmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu'nda kentlerin oluşmasında ayrıca Devlet yönetiminde belli başlı mevkii ve görevi olanlardı.

Bunun yanında ikinci ve üçüncü derecedeki kişilerin de kentlerin gelişmesine türlü yollarla hizmet ettikleri görülmektedir.

Edirne'deki Eski İmaret birer kurucu özelliği taşıyan kişilerin adına bağlanmaktadır.

Edirne'nin Kurucuları



Edirme'nin bir Osmanlı - Müslüman Şehri olarak ortaya çıkmasını ve gelişimini sağlayan vakıfları ve imaretleriyle kuran tarihi şahsiyetler; Edirne'nin Kurucuları olarak anılırlar. Bugün halen o dönemde kurulan mahallelerde yaşamaktayız.

Edirne kentinin kurucuları özellikle kentin kuruluşunda önemli bir yüzyıl sayılan 15. yüzyılda yaşamışlardır. Bu kurucular ve kurumları şunlardır.

Yahşi Fakih



15. yüzyılda adına iki tane mahalle kurulmuş olan Yahşi Fakih ve ailesi "Mahalle-i Hamam-ı Yahşi Fakih" ise Kale İçi'nde kurulmuştur.

Gümlüoğlu



Gümlüoğlu (ya da Gümlü Bey) ve oğulları Saltuk ve İskender Beyler burada Gümlüoğlu adıyla anılan bir mahalle kurulmuştur.

Sofu Beyazid



Çelebi Sultan Mehmet'in öğretmeni ve danışmanı olan Niğdelizade Sofi Beyazid Çelebi(Sofi İmadettin Beyazid Çelebi) bugün aynı adla kurulan mahallenin kurucusu sayılmaktadır.



Şah Melek Paşa



Fetret Çelebi Sultan Mehmet ve Sultan II.Murat dönemlerinin önemli kişilerinden olan Şah Melek Bey(Paşa) adına Edirne'de Gazi Mihal Köprüsü başına Kafes Kapı çevresinde zarif bir cami ve mahalle vardır. 16. yüzyılın başlarında bu mahallenin adı Şah Melek Medresesi Mahallesi olarak anılmıştır.



Mirahur Ayas Bey



Muradiye semtinde bulunan ve günümüze dek aynı adı koruyarak gelen adını Sultan II.Beyazıd döneminde yaşamış olan ve Çaldıran Savaşı'nda savaşıp şehit olduğu sanılan Ayas Bey'den almıştır.



Şeyh Şucaaddin Karamani



Sultan II.Murat döneminde yaşamış onun adına bir medrese de yaptırdığı ve bu medresenin tarihçilerce "Şeyh Şuca Medresesi" diye adlandırıldığı bilinmektedir.



Veliyeddin Bin İlyas Hüseyin



Kale İçi'nde bir mescit ve çeşme yaptıran Yakut Paşa Mahallesiyle birlikte Metropolit Mahallesi adını almıştır. Günümüzde de Mithat Paşa Mahallesi olarak anılmaktadır.



Hasan Paşa



Yavuz Sultan Selim dönemi kayıtlarda Edirne'nin mahalleleri arasında anılan "Mahalle-i Hasan Paşa"'nın adını eski Hasan Paşa ve Tahtakale mahallelerinin birleşmesi sonucu Manyas semtindedir.



Ayşe Hatun



Edirne'nin bu ünlü semti bu mahallenin adı "Mahalle-i Ayşe Hatun" nam-ı diğer "Kapıcı Sinan Bey" diye anılmaktadır. Mahalle daha sonraki kayıtlarda "Mahalle-i Cami-i Ayşe Hatun" olarak geçmektedir.



Devletşah Hatun



16. yüzyılı izleyen yüzyıllara ait kayıtlarda ardından da Bekçi Mahallesi adını aldığı söylenir. Mahalle ve Mescide adını veren Devletşah'ın; Çelebi Sultan Mehmet'in annesi ve Germiyanoğlu Süleyman Şah'ın kızı Devlet Hatun olduğu bilinir.



Baba Timurtaş Bey (Timurtaş Paşa)



Sultan II.Murat döneminde yaşamış olan Baba Timurtaş Bey(Timurtaş Paşa) diğeri de Gümlüoğlu Mescidi odalarının bulunduğu bir han çevresindeki mahalleydi.



Şarapdar (Şerbettar) Hamza Bey



16. yüzyıl kayıtlarında 15. yüzyılda yaşamıştır ve Edirne'nin önemli kurucularındandır.



Abdülhamit Lari(Hekim Lari-i Acemi)



Fatih Sultan Mehmet döneminde İran'dan gelerek padişahın hizmetine giren Edirne'de Laleli Cami(Lari Çelebi Camisi) diye anılan caminin kurucusu olarak tanınmaktadır.

Fazlullah Paşa



15. yüzyılda Edirne'nin gelişmesi ve canlandırılmasında Hacı İlyas Akçakoca'nın da oğludur. Sultan II.Murat döneminde Vezirlik yapmıştır.

Çavuş Bey



Sultan II.Murat döneminin ulema sınıfından olduğu anlaşılan Çavuş Bey adına Horozlu Yokuşu(Bayırı)'nda bir mahalle vardır. Bu mahalle 16. yüzyılın kayıtlarında "Mahalle-i Çavuş Bey" diye geçmektedir.



Çakır Ağa



Fatih Sultan Mehmet döneminde yaşayan ve Çakır Ağa mahallesine de adını veren bu kişinin Bursa ve İstanbul Subaşlıklarında bulunduğu İstanbul'un fethine katıldığı bilinmektedir.

Fahreddin-i Acemi



Sultan II.Murat ve Fatih Sultan Mehmet dönemlerinde 30 yıl gibi uzun bir süre fetva veren ve İran'dan geldiği için Acemi sanıyla tanınan ünlü Fahreddin-i Acemi günümüzde ise Molla Fahreddin diye anılmaktadır.



Sitti Hatun



Edirne kurucuları arasında Mehmet B.Hoca Kemal'in de eşiydi.

Bu mahallenin sonradan adının değiştirildiği sanılmaktadır. Çünkü 16. yüzyılda Şeyhülislam Zenbili Ali Cemali Efendi'nin kızı üçüncü bir Sitti Hatun'un adına kurulmuştur.

Ne var ki Hatuniye Camisi) denilen bir cami yaptırmıştır.



Evliya Kasım Paşa



Tunca kıyısında bir cami ve aynı yerde imareti mevcut olan Kasım Paşa Evliya Kasım Paşa Cami ve Evliya Kasım Paşa Mahallesi olarak adlandırılmıştır.



Hazinedarbaşı Sinan Bey

Muradiye semtinde yer alan ve günümüzde de aynı adla anılan Hazinedarbaşı Sinan Bey Mahallesi adını Fatih Sultan Mehmet döneminde yaşamış Hazinedarbaşı Sinan Bey'den almıştır.



Edirne ili sınırları içindeki tarihi eserlerin ve kalıntıların; dönemlerine ve türlerine göre belli başlıklar altında tanıtılması amaçlandı.

Edirne'nin Tarihi Eserler Açısından Önemi



İl sınırları içindeki tarihöncesi dönemlerden kalma ören yerleri Edirne'nin her köşesine Osmanlı Kültürü'nün damgasını vurması sonucunu doğurmuştur.

Edirne fetihten sonra da bu yaratıcılığını sürdürmesidir.

Edirne Mimarisi Osmanlı Döneminden bu yana bir kaç döneme ayrılır. Birincisi batılılaşma sürecinin çalkantılı olaylarını yaşamış Neoklasik çizgide yapılarla dolu bir dönem ve son olarak Cumhuriyet Dönemi mimarisi.

Sultan II.Murat Dönemi hem Edirne'nin gerçek başkent olması Beyliken İmparatorluğa geçişin bilincini yansıtmak olarak yorumlanmıştır.

Dinsel ve toplumsal yapıların bütünleştirilmesine benzersiz bir örnek oluşturan Beyazid Kulliyesi Lari Camisi gibi önemli yapılar gerçekleştirilmiştir. Bunlara Selimiye Camisi'nin görkemi katılır.

Edirne'de daha sonra yapılan Ekmekçioğlu Ahmet Paşa Kervansarayı ve daha bir dizi yapı bu mimari örgüyü tamamlayan birer parça olmuştur.

1910 - 1927 yılları arasındaki I. Ulusal Mimarlık Dönemi üslubundaki yapıların özgün örneklerinden biri de Edirne Garı'dır. Mimar Kemaleddin'in ürünü olan yapı simetrik planı ve kubbeleriyle Osmanlı Mimarisi'ne duyulan özlemi yansıtmaktadır.



Dolmenler - Menhirler (Taş Mezarlar)



Lalapaşa İlçesinde İ.Ö. 2000 li yılların sonları ile 1000 li yılların başlarına tarihlenen Dolmen ve Menhir adı verilen taş mezarlar bulunmuştur. Yapılan kazılarda mezar içlerinde bazı araçlar (Gözyaşı şişesi bunlar Edirne Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi'nde sergilenmektedir.



Antik Yerleşimler



Enez (Ainos) tarihi dönemlerde çok önemli bir liman kenti iken bugün kıyıdan 3 bazı oyma mezarlar ve suları berrak bir de plajı bulunmaktadır.

Roma - Bizans Dönemi Kalıntıları



Bugün kent ve çevresinde yüksekliği 6 metreydi. Bizans döneminde Onarım gördüğüne dair duvarlarda yazıtlara rastlanılmıştır.

Kentin fethi sırasında verilen söz üzerine kale içinde müslüman olmayan kesim oturmayı sürdürmüş 1752 depreminde yıkılmıştır. Kilise kalıntısı ve temelleri üzerine yapılan bir cami de Yıldırım Beyazit Camisidir. Yıldırım Mahallesinde yer alır.

Edirne Kalesi



Roma İmparatoru Hadrianus'un yaptırdığı ve XIX.yy. ortalarına değin sağlam olan Edirne Kalesi 6m. yükseklikteydi.Dört büyük kulenin adları şöyledi:



Büyük Kule - Makedonya (Saat) Kulesi



(Evliya Çelebi'ye göre Kaplı Kule) Kalenin kuzeydoğusundaydı. Uzun süre cephanelik olarak Kullanılmıştır. 1866'da ahşap 1894'te ise kagir bir kule eklenerek belediyenin saat ve yangın kulesi olmuştur. Günümüze ulaşan tek kuledir. Saat Kulesi olarak da bilinen kulenin ilginç bir tarihi vardır



Hadrianopolis'ten Kalan Son Kule



Roma İmparatoru Harianus tarafından kurulan Hadrianopolis'i çevreleyen surların dört köşesindeki kulelerden asıl adı Makedonya Kulesi olan kule (Saat Kulesi) günümüze ulaşan tek örnek durumundadır. Edirne Valilerinden Hacı İzzet Paşa'nın kule üstüne yaptırdığı ahşap katlar ve koydurduğu saatler sonrasında burası (1866-1867) Saat Kulesi olarak anılmıştır. Buradaki saat uzun süre Millet Saati olarak da adlandırılmıştır.

1894 yılında ahşap katlar indirilmiş ve yerine kagir üç kat inşa edilmiştir.

Fransa'da yaptırılan yeni saatler ise kulenin yapımından iki yıl sonra konulmuştur.



Kule çevresinde sürmekte olan kazılarda Roma dönemi buluntularına rastlanmaktadır.

Kulenin batı yönünde surlardan kalan son parçalardan örnekler bulunmaktadır.

Yeni Burgaz Kulesi ya da Kafes Kule



(Evliya Çelebi'ye göre Makedonya Kulesi) Kalenin kuzeybatı köşesindeydi.

Germe Kapı Kulesi



(Evliya Çelebi'ye göre Manyas Kulesi) Kalenin güneybatısında Tunca Nehri kıyısındaydı. Kalenin su Kulesiydi. Asıl suya bitişik kuleye germe bir duvarla bağlıydı.Bu Duvarda bir germe kapı bulunduğundan bu adla anılmıştır.



Zindan Kulesi



(Evliya Çelebi'ye göre Tevfikhane Kulesi) Kalenin güneydoğusunda günümüzde zindanaltı denilen yerdeydi. Yeniçerilik kaldırılıncaya kadar zindan görevi gördüğünden bu adı almıştır.



Edirne Kalesi'nin değişik adlarla anılan dokuz kapısı vardı. Kule Kapısı Ali Paşa Çarşı'sına açılıyordu.



Duvarlarda rastlanan Bizans yazıtlarından kalenin bu dönemde onarıldığı anlaşılmaktadır.

Edirne'nin gelişmesi ve yayılması sırasında kale kimi bölümleriyle XIX. Sonuna değin onarımlarla korunabilmiştir. Yapıdan günümüze Saat Kulesi ile Top Kapısı ve Kafes Kapı yakınındaki birkaç kalıntı ulaşabilmiştir.

Dini Yapılar

Edirne Osmanlı Döneminde ünlü Osmanlı Hoşgörüsü sayesinde pek çok etnik unsur ve kültürün huzurla ve barış içinde yaşadığı bir kent olduğundan; kentteki Yahudi ve Hristiyan unsurların da dini yapıları günümüze kadar gelmiştir. Sözkonusu yapılar aşağıda tanıtılmıştır.

Merkez Yahudi Havrası



Edirne'ye 1492'de sürüldükleri İspanya'dan ve sonraki dönemlerde Portekiz'den gelen Yahudiler burada kendi cemaatleri için sinagoglar kurarlar ve zamanla bunların sayısı onüçe ulaşır. 1903 yılında yaşanan Büyük Yangınla tüm sinagoglar tahrip olur. Bunun üzerine Yahudiler dönemin Padişahı Sultan II.Abdülhamid Han'a başvururlar. Sultan Abdülhamid Han'da tüm küçük sinagogların yerini alacak tek bir büyük Havra yapımı için 1906 yılında ferman verir. Bu ferman üzerine 1906 yılında başlayan inşaat 1907 yılında sona ermiş ve adı da Büyük Sinagog konmuştur.

Fransız Mimar Depre tarafından altı yüz erkek ve üç yüz kadını barındırabilecek büyüklükte inşa edilen Sinagog'un yanında bir Haham Lojmanı ve Yahudi Cemaati için bir de Okul inşa edilmiştir.

Yahudi Cemaatinin Edirne'den ayrılışları hız kazanınca ilgisizlik ve bakımsızlık sürecine giren Havra 1995 yılında Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nün mülkiyetine geçer. 5 Ocak 1997 tarihinde ise çökerek ön cephe dışında tamamen yıkılmıştır.

Sonraki yıllarda Trakya Üniversitesi ile kültür hizmetlerinde kullanılmak üzere restorasyonunun gerçekleştirilmesi için bir devir anlaşması yapılmışsa da henüz bir netice alınamamıştır.

Sweti George (Esweti Georgi) Ortodoks Kilisesi



Edirne'nin Kıyık Semtinde 1880 yılında inşa edilmiştir. 1889 da dekore edilen kilisedeki yazılar slav bulgarcası ile yazılmıştır. Daha önce aynı yerde bulunan kiliseden kalma bazı tablolar mevcuttur. Halk arasında Bulgar Kilisesi olarak da bilinir.

İtalyan (Katolik) Kilisesi



Kaleiçi'nin azınlıklarını günümüze taşıyan bir başka yapı da Gazi Paşa Caddesindeki Katolik Kilisesi'dir. Halk arasında daha çok İtalyan Kilisesi olarak anılır.

Edirne Sarayları ve Sarayiçi



Edirne'nin fethinden sonra ilk saray Sultan I.Murat tarafından 1365 yılında şimdiki Muradiye Küçükpazar ile Kırlangıç Bayırı arasında bulunduğu söylenen ve adına Kavak Meydanı denilen alanda yaptırılmıştı.

Ancak daha sonra Sultan II.Murat tarafından Tunca Adasını da içine alan bölgede Tunca'nın batısında bir ikinci saray inşaatı başlatılmış; Fatih Sultan Mehmet geliştirerek büyütmüştür. Bu Saray Saray-ı Cedid-i Amire diğer ilk saray ise Saray-ı Atik olarak adlandırılır.

İkinci Saray'ın kapladığı alan 3.000.000 metrekaredir.

Bu saray başşehrin İstanbul'a taşınmasından sonra da başta Fatih olmak üzere padişahların ilgi alanında kalmayı sürdürmüş padişahların çoğu burada ikamet etmişlerdir.

1870'li yıllarda sarayın mahzenleri cephane depolamada kullanılmaya başlanmış; 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sırasında Vali Cemil Paşa ve Müşir Ahmet Eyüp Paşa'nın emirleriyle ateşe verilmiş ve saray havaya uçurulmuştur.

Savaş sonrasında ise Vali Rauf Paşa'nın izniyle sağlam kalan yerlerden sökülen çiniler ve değerli eşyalar yabancı ülke yöneticilerine hediye edilmiştir.

Bunların içinde İngiliz Kraliçesine 27 sandıkla hediye olarak gönderilenler büyük önem arz eder.

Günümüzde Kırkpınar güreşlerinin de yapıldığı bu saray alanına Edirneliler Sarayiçi adını vermişlerdir.

Bölgeye yakın olan mahallelerde yaşayanlar ise buraya Sarayiçi yerine; kısaca Saray derler



Balkan Savaşı Döneminde Sarayiçi



Balkan Savaşları Döneminde (18 Ekim 1912 - 26 Mart 1913) Bulgarlar tarafından işgal edilen Edirne'de Sarayiçi bir ara türk esirlerin toplandığı alan durumuna dönüştürülmüştür.



O günleri yaşayan ve anılarında aktaran Edirneli Hafız Rakım Ertür şunları yazmaktadır:









<B> Tutsak Türk esirleri Bulgaristan'ın içlerine nakledilmek üzere Tunca Nehri üzerindeki Sarayiçi'ne toplanmışlardı. Onbinlerce kişinin çıplak ve bataklık olan bu adada her gün yüzlercesi kıvranarak ölmekte ve cesetleri günlerce açıkta kalmaktadır. </B>





Burada 20 bin kişinin öldüğü bilinir.







Tavuk Ormanı - Padişah Bahçelerinden Yadigar



Bir zamanlar İkinci Saray'ın çok geniş avlak ve ormanlara sahip olduğu ve içinde bir Saray Bahçesi (Hadika-i Hassa) bulunduğu bilinmektedir.



Günümüzde bu alandan yalnızca Tunca Adası içindeki 58 hektarlık Tavuk Ormanı denilen parça kalmıştır.



Bir söylenceye göre; bu alan eski yıllarda binlerce tavuk yetiştirilen bir yer olarak kullanılmaktaydı ve elde edilen yumurta akları horasan harcına karıştırılırken; tavuk etleri askeri bölgelere gönderiliyordu.







Tavuk Ormanı: Bir Bitki Labaratuvarı



Tavuk Ormanı Karakafes.







Tavuk Ormanı'nda bulunan Ağaç ve Çalılar



Doğu Çınarı (Bazıları anıtsal niteliktedir.) Akkavak Böğürtlen.







Tavuk Ormanı'nda Av (Bülbül) Köşkü



Padişah IV. Mehmet (Avcı Mehmet) tarafından 1671 yılında yaptırılmış olup; bugün küçük bir eki ayaktadır.



Edirne Belediyesi tarafından 2002 yılında restore edilmiştir.



Bülbül Köşkü olarak da anılmaktadır.







Adalet Kasrı - Tunca Boyundaki bir Mimar Sinan Şaheseri



1562 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan'a yaptırılan Adalet Kasrı Bakanlar Kurulu (Divan-ı Hümayun) ve Yargıtay olarak kullanılırdı.



İlk katında Şerbethane en üst katta da Divan heyetinin toplandığı mermer salon bulunmaktaydı.



Divan'ın toplandığı salon ortasında Edirnekari mermer bir havuz ve köşede kafes arkasında padişahın tahtı yer alır.











Bu Resim Otomatik Olarak Kücültülmüstür Orjinal boyutunu görmek için buraya tıklayın orjinal boyutları: 800x552 and weights 284KB.







Saray'dan Günümüze Kalanlar



Fatih Köprüsü'nden kuzeye bakıldığında Saray'dan geriye kalan son parçaları şu şekilde sıralayabiliriz.



Solda Saray Mutfakları ortalarda Babüssade (Saray'ın Saadet Kapısı) Babüssade'nin sağ yanında Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan ve Cem Sultan'ın doğduğu yer olan Cihannüma (Has Oda) Kasrı.







Bu Kasr (Köşk) yedi katlı olarak yapılmıştır. En üstte Cihannüma Odası bulunur. Edirne Saray'ının en büyük Kasrıdır ve en geniş alana yayılanıdır.



Cihannüma'nın sağ tarafında Kum Kasrı Hamamı bulunur.



Kum Kasrı'nın bu adını bulunduğu yerin sarı renkli kumundan aldığı rivayet edilir.



Edirne Anıtları



Edirne'de pek çok tarihi yapı anıtsal olarak nitelenebilir. Selimiye Camisi buna iyi bir örnektir. Ancak yapılış amacı kentin tarihi olaylarını ve kişilerini anmak olan ve kelime anlamıyla Anıt niteliğinde eserler şunlardır:

Şükrüpaşa Anıtı



Tarihe "Edirne Müdafii" olarak geçen mühendislik hataları nedeniyle çökmüştür.

14 yıl bu durumda kalan anıt dönemin askeri komutanları Çetin Erman ve Zafer Özer Paşalarca yeniden ele alınmış; yeni bir proje çerçevesinde 4 ay içinde tamamlanarak 27.07.1998 tarihinde açılışı yapılmıştır. 31 Temmuz 1998 tarihinde Mehmet Şükrü Paşa'nın naaşı İstanbul Merkez Efendi Mezarlığı'ndan alınarak anıt mezara nakledilmiştir.

Anıt kompleksinin 16 bin m2'lik bölümü Anıt; 3 bin m2'si oturma grupları ve otopark 10 bin m2'si ise yeşil alan durumundadır.



Bu Resim Otomatik Olarak Kücültülmüstür Orjinal boyutunu görmek için buraya tıklayın orjinal boyutları: 768x576 and weights 149KB.



Sarayiçi Balkan Savaşı Şehitliği



Sarayiçi Balkan Savaşı Şehitliği Türkiye'nin her köşesinden isimler bulunmaktadır.

Aynı alanda 1939 yılında yapılan Balkan Şehitleri Anıtı da yer almaktadır.

Kapıkule Yolu üzerindeki Şehitlik



Edirne'nin Bulgar işgalinden kurtulması (1913) ve Bulgar kuvvetlerinin kovalanması gününde öncü zabitlerden Yüzbaşı Reşit şehit olmuş ve anısına bir şehitlik yapılmıştır. I. Dünya Savaşı'nda Bulgar sınırı ötesinde kalınca Bulgarlar tarafından yıkılmış ancak Cumhuriyet döneminde aynı yerde yeniden inşa edilmiştir.

İntikam anıtı olarak da bilinir.

Yüzbaşı Reşit Bey'in Mezarı da Selimiye Camisi bahçesinde bulunmaktadır.



Jandarma Şehitliği



Uzun ve güzelliklerle dolu Karaağaç Yolu'nun (Lozan Caddesi) ortalarında ve sağ yönde durulduğunda görülen yapıdır.





Burada adı "Kara Gün" konulan 26 Mart 1913 tarihindeki Bulgar işgali sırasında gerçekleşen ibret dolu bir kahramanlık öyküsü yatar: "Edirne teslim olmuştur. Ama burada düşmanı bekleyen 9 jandarma (Bazılarına göre 12) bu haberi komutanlarından duyana ve yeni emir alana kadar savunma savaşı vermede kararlıdırlar. Teslim haberlerine aldırmazlar ve tamamı kahramanca savaşarak şehit olur. Kurtuluş Savaşı sırasında bu acı öyküyü dinleyen dönemin Valisi Hacı Adil Bey çok etkilenir ve bu kahramanlar için 1915'te bir anıt yapımına öncülük eder." Anıt'ın projesi mimar Talat Bey ve bir Fransız mühendis tarafından hazırlanmıştır.



Lozan Anıtı



Edirne Karaağaç Semtinde bulunan Trakya Üniversitesi Rektörlüğü alanı içerisinde yer almaktadır. Anıtın dikilmesinde Trakya Üniversitesi ve Edirne Valiliği ile diğer kuruluşlar önemli bir çaba sarfetmişlerdir. Lozan Anlaşması ile Karaağaç'ın tekrar Türk topraklarına kazandırılmasını ve Lozan Anlaşmasında kazanılan diplomatik zaferi temsil etmektedir. Anıtın bitişiğinde ise Lozan Müzesi bulunmaktadır.

Lozan Barış Antlaşması ve Karaağaç'ın bu antlaşmayla kazanımı anısına Trakya Üniversitesi ile Edirne Belediyesi'nin öncülüğünde yapılan Lozan Anıtı'nın temeli 29 Mart 1998'de atılmıştır. 19 Temmuz 1998'de dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından ziyarete açılan Lozan Anıtı üç yüksek sütundan oluşur.



Birincisinin yüksekliği 36.45 metredir ve Anadolu'yu sembolize eder. İkincisi 31.95 metredir ve Trakya'yı simgelemektedir.

Üçüncüsü ise 17.45 metre uzunluğu ile Karaağaç'ın simgesidir.

Beton çember diğer elindeki belge de Lozan Anlaşmasını sembolize eder.

Anıtın yanında bulunan Lozan Müzesi günün her saatinde ziyarete açıktır.

Lozan Anıtı son yıllarda Edirne'nin en çok ziyaret edilen noktalarından olup gururumuzun ve barışa dönük çağrımızın göstergesidir.









Edirne Köprüleri



Edirne'nin köprüleri de büyük bir tarihi ve mimari zenginliği arz etmektedir. Meriç Arda ve Tunca gibi akarsuların üzerinde yapılmış bu ecdat yadigarı köprüler şunlardır.



Gazimihal Köprüsü



prülerin en eskisi Bizans İmparatoru Michael Palailogos (1261 - 1282) dönemindedir.



Beyazid Köprüsü



Mimar Hayrettin'in Edirne'yi süsleyen eserlerinden biridir.



Fatih (Bönce) Köprüsü



Fatih Sultan Mehmet devrinde 1452'de yaptırılmış taş bir köprüdür. Tunca Adasından bu köprüyle çıkılır. Tunca'nın Fatih Köprüsü yakınları ve Adalet Bostancıbaşı ile İftar Kasırları arasından geçen kolu boyunca kesme taştan yapılma rıhtımlar ilgi çekicidir.



Tunca ve Meriç Nehri etrafına sıralanmış 450 kadar olduğu söylenen köşklere adına zevrak denilen büyüklü küçüklü sandallarla gidilir ve bu rıhtımlar kullanılırdı.



Saraçhane (Şahabettin Paşa-Sultan Mustafa)Köprüsü



Sultan II. Murat zamanında büyük devlet adamı Şahabettin Paşa tarafından 1451 yılında inşa ettirilmiştir. 1702 yılında Sultan II.Mustafa tarafından onartılmış pek güzel bir görünüşü vardır.







Saray Köprüsü (Kanuni Köprüsü)



Kanuni Sultan Süleyman devrinde inşa edilmiştir. Sarayiçi semtini Edirne'ye bağlayan güzel bir köprüdür.



Kanuni Köprüsü 1553-1554 yıllarında yapılmıştır. 60 metre uzunluğunda olup5. metredir.



Dört gözlüdür. Düzgün köşe planlı başlık kısmı piramit şeklindedir. Köprü gözleri orta ayağın sağ ve solunda yer alır. Ayaklarda boşaltma gözleri yoktur. 1902 yılında selde zarar gören köprü o dönemde; son olarak ise 1990 yılında onarılmıştır.



Sarayiçi denilen bölgeyi ve Tunca Adasını şehre bağlayan bu köprüye halk arasında Saray Köprüsü denir.



Bazı kitaplarda Sultan Süleyman Köprüsü olarak anılan yapı Mimar Sinan'ın şaheserleri arasında sayılır.







Tunca Köprüsü



Tunca nehri üzerindedir. 1608-1613 yılları arasında inşa edilmiştir. Mimarı Sultan Ahmet Camisi'ni de inşa eden Mehmet Ağa'dır ve o yıllarda Edirne'de yaşayan Mimar Hacı Şaban'ın da yapımına önemli katkılarda bulunduğu söylenir. Edirne'nin güzel köprülerindendir.



Asıl adı Defterdar Ekmekçizade Ahmet Paşa köprüsüdür. Halk arasında Tunca Köprüsü olarak anılır. Yapımında "Nehri altın ve gümüşle doldurmacasına para harcandığı" söylenir. Mimari yorumcular on gözü olan köprü için "Eşi Bulunmaz" nitelemesini yaparlar.



Üzerindeki parke granit taşlar Sultan Reşat'ın Edirne'yi ziyareti sırasında konulmuş orjinal taşlardır.







Tunca Nehri Hakkında



Bulgaristan topraklarında Kocabalkan'ın orta kesiminden ve Korucadağ'dan inen kaynak kollarının Kızanlık Ovası'nda birleşmesiyle oluşur.



61 km.'si Türkiye topraklarında olmak üzere 330 km. uzunluğundadır. Edirne'yi kuzeyden ve batıdan kuşattıktan sonra Tunca (Ekmekçizade) Köprüsü'nün 1 km. aşağılarında Bülbül Adası denilen alanda Meriç Nehri ile buluşur.



Tunca; 16. yüzyıla kadar Kentin içme suyu ihtiyacını da karşılayan bir nehir durumundaydı.







Yalnız Göz Köprüsü



Mimar Sinan'ın eseridir. Tek kemerli ve tek gözlü oluşundan ötürü bu adla anılmaktadır. Küçük olmasına rağmen enfes bir mimariye sahiptir.







Meriç (Abdülmecit - Yeni Köprü) Köprüsü



Bu köprünün yapımı 1832 yılında Edirne'yi ziyaret eden Sultan II.Mahmut'un emriyle gündeme gelmiştir. O yıllarda burada ahşap bir köprü bulunmaktaymış.



prünün yapımı bütçe sıkıntıları nedeniyle ancak 1842 yılında Sultan Abdülmecit döneminde başlatılabilmiş ve beş yılda bitirilmiştir. Bitiminde köprüye konulan kitabe Yunan İşgali döneminde işgalciler tarafından söktürülmüştür.



Edirne'nin en yeni Osmanlı yapısı köprüsüdür. 12 kemerli olup güzel bir görünüşü vardır. Günbatımının dünyada en güzel izlenebildiği noktalardan olduğu söylenir.











Meriç Nehri Hakkında



Antik adı Hebros olup Rumca Evros olanak anılır.



Bulgaristan'ın güneybatısında; Rila Dağlarının kuzey yamaçlarından doğar. Sivilingrat ve Kapıkule arasında Bulgaristan Yunanistan sınırını; Karaağaç dışında da Kapıkule ile Enez arasında Türk- Yunan sınırını oluşturur.



490 km. uzunluğundadır ve Enez'de Ege Denizine dökülür. Türkiye -Yunanistan sınırının başlangıç noktalarında Arda'yı; Türkiye sınırları içinde ise Tunca ile Ergene Nehirlerini içine alır.







Ergene Köprüsü



Edirne'nin Uzunköprü ilçesinde Ergene nehri üzerinde bulunmaktadır. Mimar Muslihiddin tarafından yapılan Ergene Köprüsü 1200 metre uzunlukta olup 170 adet kemer üzerinde yükselmektedir. İlçenin adına esin kaynağı olacak kadar uzun bir köprüdür.







Yeniimaret Köprüsü



İkinci Beyazit Camisi ve imareti yapılırken inşa edilmiştir(1487). Kentten İmaret mahallesine geçiş sağlar.







Yıldırım Köprüsü



1535 yılına ait onarım kitabesi vardır. Karayolları tarafından 1987-89 yılları arasında onarılarak bugünkü haline getirilmiştir. Gazimihal Köprüsü'nden sonra Yıldırım Mahallesine geçiş sağlar. Yıldırım Cami'nin yanındadır.







Karayolları Köprüsü



1980 yılında yapılmıştır. Gazimihal Köprüsü paralelindedir. Kent ile Kapıkule sınırı arasında geçiş sağlar.



Edirne Çarşıları ve İş Merkezleri



Osmanlı İmparatorluğu'nun 19. yüzyıla kadar olan döneminde Edirne çarşı ve hanlar bakımından en zengin ve gelişmiş illerden biri olmuştur. Bu çarşıların en bilinenleri aşağıda sıralanmıştır.



Alipaşa Çarşısı(Kapalı Çarşı)



Edirneliler'in daha çok Kapalı Çarşı adıyla andıkları Ali Paşa Çarşısı Kanuni Sultan Süleyman'ın son yıllarında dört yıl kadar Sadrazamlık yapan Hersekli Semiz Ali Paşa tarafından 1569 yılında Mimar Sinan'a yaptırılmıştır. Bir söylentiye göre Kırklareli'nde yapılacak bir camiye gelir temin etmek amacıyla yaptırılmıştır. Yapılmasındaki bir maksat da kıymetli eşya satan (altın ortadaki iki yöne açılır ve ortakapı olarak bilinir. Diğer ikisi de doğuya bakar. Güneyindeki kapı (İğneciler ve Balıkpazarı Kapısı) Direkler Çarşısı'na açılır. Dış duvarlar kesme taşla örülü olup üstü tuğladır. 300 m. uzunluğundadır.







29 Eylül 1992 yılında elektrik kontağından çıkan yangın sonucu çarşı harab hale gelmiştir. O dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in önayak olmasıyla çarşı 5 yıl süren onarımdan sonra 25 Kasım 1997 tarihinde tekrar hizmete açılmıştır.



Tarihçilere göre bir zamanlar bu çarşıda dükkan sahibi olmak; çok zengin ve ayrıcalıklı kişilere özgüydü. Hatta "Burada dükkan tutabilmek değme adamın karı değildi" ve "Londra'da bile böyle temiz olanı yoktu". Yalnız günümüzde Çarşıda altın ve gümüş gibi kıymetli eşya ticareti yapan dükkanlara çok az rastlanmaktadır. Bugün daha çok değişik ticaret erbabı mevcuttur.







Bedesten Çarşısı



Eski Cami'ye gelir temin etmek için Çelebi Sultan Mehmet zamanında 1417-1418 tarihleri arasında yaptırılmıştır.Erken Osmanlı Dönemi çarşılarının ayakta ve kullanılır durumdaki en ilginç örneklerindendir. Mimarı Hacı Alaeddin'dir. Dikdörtgen biçiminde olup boyutları 41'e 78 metredir. 14 kubbeli bir yapıdır ve dört cephesinde 54 dükkan bulunur. Her cephenin ortasına düşecek şekilde dört kapısı bulunmaktadır. İç mekanda dört yüze dağılan şekilde 36 adet hücre vardır. İç Mekan boyutları 20 x 56 metredir.



Her kubbede bir adet pencere vardır ve iç mekan bunlarla aydınlatılır. Çatısı kurşunla kaplıdır.



Evliya Çelebi; "İçinde değerli eşya alınıp satılan yer" anlamına gelen Bedesten için: "Burada Mısır Hazinesi değerinde olan elmas ve mücevherler zengin tacirlerin dolapçıklarında gözleri kamaştırır; çarşıyı 60 gece bekçisi beklerdi." şeklinde yazmaktadır.



Osmanlı İmparatorluğu'nun yükselme devrinde çok hareketli bir alışveriş yeri idi. Çok değerli mücevherler satan dükkanlar bulunuyordu. Günümüzde de canlı alışveriş merkezlerindendir. Kentte bulunan az sayıda mermer ustası bu çarşıda mesleklerini sürdürmektedir.







Arasta Çarşısı



Sultan III.Murat zamanında Selimiye Camisi'ne gelir sağlamak amacıyla yaptırılmıştır. 225 metre boyunda 73 kemerli ve 4 kapılıdır. Aralıklı olarak uzun dönemli restorasyonlar geçirmiştir. 124 dükkan mevcuttur.Son dönemlerde Edirne ticari hayatında tekrar önem kazanmaya başlamıştır. Turistik eşya satan dükkanlar çoğunluktadır. Selimiye Camisi'ni ziyarete gelen yerli ve yabancı turistlerin de tercih ettikleri bir alışveriş noktasıdır.



Arasta: "Çarşılarda aynı işi yapan esnafın bulunduğu bölüm" olarak tanımlanır. Selimiye Arastası Selimiye Camisi'ne gelir getirmek amacıyla; bu caminin yapımından sonra Sultan III.Murat döneminde Mimar Sinan'ın kalfası Davut Ağa'ya yaptırılmıştır. Arasta'nın yapılış nedenlerinden biri olarak; Selimiye Camisi'ne mimari açıdan batı ve güney yönünden destek verme ihtiyacı gösterilir.







Evliya Çelebi bu çarşının; ucuz özensiz ve bayağı cins ayakkabı yapan ve satan esnaf anlamına gelen kavaflara ayrıldığını yazar. Bu nedenle zamanla Kavaflar Çarşısı(veya aynı anlamda kullanılan Haffaflar Çarşısı) adını aldığı söylenir.



Binanın ortasındaki kubbe "Dua Kubbesi" olarak bilinir. Dükkan sahiplerinin her sabah burada toplanıp doğru iş yapacaklarına dair yemin ve dua etmeleri nedeniyle böyle adlandırılmıştır. İlk dönemlerinde çarşının üstünün tümüyle kurşun kaplı olduğu ancak bu kaplamanın zamanla onarım giderlerinde kullanılarak tüketildiği bilinir.







Sultan III.Murat Hakkında



Sultan III.Murat Edirne'ye hiç gelmeyen padişahlardan biri olarak bilinir. Bütün padişahlar arasında en çok çocuğa sahip olanıdır ve 102 (bazı kaynaklara göre 112) şehzadesi olmuştur. Haseki Sultanı ünlü Safiye Sultan'dır. Sultan III.Murat Osman oğullarının en bilginlerinden biri olarak tanınır. Onun döneminde devlet kudretinin ve sınırlarının zirvesine ulaşmıştır. Ancak enflasyon da onun döneminde artmış Celali isyanları başgöstermiştir.







1595 yılında 48 yaşında vefat etmiştir.



Edirne'deki Defterdar Mustafa Paşa Camisi Nazır Çeşmesi gibi yapılar onun döneminde yapılmıştır.







Dar-ül Eytam (Yetimler - Yeni) Çarşısı



Abacılarbaşı'nda bulunan çarşı o yıllarda halk arasında Yeni Çarşı olarak anılmıştır. Günümüzde de Yetimler Çarşısı olarak anılan dükkanlar Edirne ticari hayatındaki yerini korumaktadır.



II.Beyazid Camisi ve Külliyesi (II.Beyazid Kompleksi)



Tunca Nehri kıyısında bulunan külliye Edirne'nin en önemli yapıtlarındandır. Cami Erzak depoları ve öbür bölümleriyle geniş bir alana yayılmıştır.Sultan II.Beyazıd'in 1484-1488 yılları arasında yaptırdığı külliyenin mimari Hayreddin'dir. Çok etkileyici bir görünümü olan külliye küçüklü büyüklü yüze yakın kubbeyle örtülüdür.



Yapıların en ilginci 20.55 m. çaplı Edirne'deki ilk örnektir. İç Mekandaki Geç Dönem Barok Süsleme caminin yalın güzelliğini bozmaktadır. Öndeki revaklı avlunun ortasında mermer şadırvan vardır.







Cami'nin batısında Darüşşifa ve Tıp Medresesi bulunmaktadır. Darüşşifa büyük kubbeli bir bölüm ve çevresindeki altı küçük kubbeli oda ve beş sedirli sofadan oluşmaktadır. Ortası açık büyük kubbenin altında şadırvan vardır. Taban mermerdendir. Revaklarla çevrili ön avlunun yanlarında akıl hastalarının iyileştirildikleri kubbeli hücreler bulunmaktadır. Avlunun köşesinde büyük kubbeli dershane ve ortada şadırvan yer alır.



Sultan II.Beyazıd'ın Selimiye Kütüphanesinde bulunan vakfıyesinde bir süpürgeci bulunduğu belirtilmektedir.







Külliye bütünüyle Kültür Tarihi yönünden önemlidir.



Padişah II.Beyazıd tarafından kurulan bu külliyenin (sitenin) temel amacı Edirne'yi bir Darüşşifaya(Hastaneye) kavuşturmaktır.



Sitenin ana merkezi Darüşşifa olup; Tabhane (Misafir ve Dinlenme Yeri) dini ve kültürel nitelikli yerlerdi.









Darüşşifa - Külliyenin Merkezi



Üç bölümden oluşur: Birinci bölümde poliklinikler özel diyet mutfağı ve personel odaları bulunmaktadır.

İkinci bölüm ilaç deposu ve üst düzey personele aittir.

Üçüncü bölümde 6 kişilik ve 4 yazlık yatak odası ile bir müsiki sahnesi bulunur. Burada on kişiden oluşan musiki topluluğu tarafından haftada üç gün musiki konserleri verilirdi.



Evliya Çelebi burada "hastalara deva reyhan ve misk-i rum) koku ve renklerinde de tedavi yapıldığını yazmaktadır.

Binanın her tarafından dinlenebilen bu konserler kadar; su sesi ve güzel kokulardan yararlanarak ruh hastalarının tedavisi yoluna gidilirdi. Bu noktada önemli sayılan bir olgu; aynı yılarda Avrupa'da delilik denilen hastalık durumlarında hastanın "Şeytandır" gerekçesiyle yakılmasıdır.



Aslında hastahane her türlü hastanın kabul edildiği bir yerdi ve tedavi parasızdı.

Örneğin burası göz tedavisi için de önemli bir merkezdi.

Bu hastahanede paslı demirin olumsuz etki yapma olasılığı düşünülerek bu demir aksam altın ve gümüşle yaldızlanmıştır

Hastahane kadrosunda 1 baştabip 1 eczacı bulunmaktaydı.

Sağlık Müzesi ve Önemi



Külliye son dönemde Yabancılar tarafından en çok ziyaret edilen tarihi mekanımız haline gelmiştir.



II.Beyazıd Külliyesindeki Sağlık Müzesi'nde eski tıp aletleri ile tıp eserleri ve Edirne Tarihi ve Kültürel araştırmalarına çok emek vermiş Dr. Rıfat Osman Prof.Dr. Süheyl ÜNVER odaları bulunmaktadır.

Ruh Hastalıkları Redaptasyon Derneği'nce düzenlenerek 30 Haziran 2000 günü açılan ana bölümdeki ruh hastalıkları ve tedavilerinin mankenlerle anlatıldığı birimler büyük ilgi görmektedir

Bu Resim Otomatik Olarak Kücültülmüstür Orjinal boyutunu görmek için buraya tıklayın orjinal boyutları: 800x533 and weights 103KB.

II.Beyazıd Camisi Hakkında



Padişahlar Saraçhane Köprüsü tarafından rıhtımlar üzerinde biriken halk padişahı dualar ve ilahiler okuyarak selamlardı.



Caminin iç kısmı kare şeklinde olup yirmiiki metre çapındaki kubbe dört tarafı çeviren duvarlara oturtulmuştur. Avlusunda daire kesitli bir şadırvan yer alır.

Mermer mihrab silmelerle oluşturulmuş bir çerçeveye sahiptir. Anıtsal mermer minberin korkulukları şebekelidir.

Hünkar Mahfeli toplam onyedi adet sekizgen prizma şekilli mermer sütun üzerine oturmaktadır.

İki minaresi bulunur.



Edirne Yolunda Vefat Eden Sultan II.Beyazıd Hakkında



İstanbul'da sıkıldıkça Edirne'ye gelip Edirne Sarayı'nda kalan padişahlardan biri de Sultan II.Beyazıd'dir.

Bazı tarihçiler onun tahtını oğlu Yavuz Sultan Selim'e bıraktıktan sonra (veya Yeniçerilerin baskısıyla bıraktırıldıktan sonra) ömrünün geri kalanını geçirmek üzere Dimetoka'ya gelirken Edirne yakınında (Sazlıdere'de) vefat ettiğini (Bazılarına göre oğlu tarafından öldürüldüğünü) yazarlar.



Ölüm yeri bazı kitaplara göre Sazlıdere bazılarına göre ise Havsa Abalar Köyü'dür.

Sultan II.Beyazıd'in saltanatı 31 yıl sürmüştür. Ömrünün bir bölümünü içki alemleri Gazi olarak anılır olmuştur.

Babası Fatih Sultan Mehmet'in sanat ve kültürel içerikli çalışmalarını yok etmekle (hatta resimlerini saraydan attırmak ve yaktırmakla) suçlansa da hattat ve yay yapımcısı olduğunu kabul ederler.



Hatta Fatih Sultan Mehmet'ten sonra Osmanoğullarının en bilgini olarak ananlar da vardır.

Sultan II.Beyazıd kardeşi Cem Sultan'la aralarında geçen taht mücadelesi ve rekabetiyle de anılır.

Kendi adıyla anılan Cami ve Külliye bugün bize bıraktığı en ölümsüz eserlerdir.

Eski Cami (Cami-i Atik - Ulu Cami)



Edirne'de Osmanlılar'dan günümüze ulaşmış en eski anıtsal yapıdır. 15. yüzyılda yapılmış cüsseli camilerin en önemlisidir. Edirne'de zamanımıza ulaşmış ilk orjinal abidevi yapı olarak da bilinir. Bu aynı zamanda Devletin büyümesinin de simgesidir. 1403'te Sultan I.Süleyman tarafından yapımına başlanmış kalfası Ömer İbn İbrahim'dir.

Erken Dönem Camileri başlığı altında çok birimli veya çok kubbeli Camiler grubuna girer.Merkezi kubbeyi taşıyan dört Paye ile dört duvar üzerine dokuz Kubbelidir. Bir yanının dış ölçüsü 13 m. olan kare planlıdır. 13 m. çapında ve tümüyle yarım kubbe Biçiminde olan kubbeler onarımda yapılmıştır.

İç mekanda yalnızca dört paye oluşu yapıya ferah bir görünüm verir. Bu özelliğiyle Osmanlı mimarisinde Mekanın birleştirilmesi yönünden yeni bir aşamayı oluşturur. Paye ve duvarlarda yer alan iri ak yazılar ve Barok Süsleme mekan etkisini zayıflatır. Camide süsleme yönünden en önemli bölüm minberdir.



Kapı üzerindeki yazıtta Çelebi Sultan Mehmet'in adı vardır. Doğu ve batı yüzeylerindeki geçme yıldızlar ve Rumiler ilginçtir. 5 kemerli son cemaat yeri ve biri tek öbürü iki şerefeli 1924 ve 1934'te onarılmıştır.

II. Murat döneminde Edirne'ye gelen ve Camiye girerek vaaz verdiği Söylenen Hacı Bayram Veli'nin anısına duyulan saygı nedeniyle vaaz Kürsüsü imamlarca kullanılmaz.

Ayrıca Kabe'den getirildiği rivayet edilen ve mihrabın sağında bulunan Kabe Taşı özel bir zyaret noktasıdır. Bu taşın önünde iki rekat namaz kılanların duaları kabul edilir şeklinde bir inanç yaygındır. Eski Cami Edirne'de duaların kabul edildiği dört yerden biri olarak bilinir.

Osmanlı Padişahlarından II. Ahmet ve II. Mustafa'ya bu camide "Kılıç Kuşanma" törenleri yapılmıştır.

Eski Cami ve Hacı Bayram Veli Söylencesi



Fatih'in tarihçilerinden Beşir Çelebi'nin naklettiğine göre; Hacı Bayram Veli Edirne'ye II.Murat tarafından getirildikten sonra; bir gün orta kubbenin altında ibadete meşgul olan Hz.Muhammet'i görür. Orada ne yaptığını sorduğunda Peygamber kendisine:

"Bu cami benimdir ümmetimle bile olurum. Ya Şeyh! Zinhar bu makamı hali görmesinler. Daim gelüp bunda hacet dilesinler." der.

Eski Cami'nin Yapıldığı Dönem Hakkında (Osmanlı'nın Fetret Devri)



Eski Cami'nin yapıldığı dönem Osmanlı Tarihi açısından ilginç bir dönemdir. Caminin yapım süreciyle doğrudan bağlantılı bu dönemden bahsedilmeden Eski Cami hakkında söylenecek sözler havada kalmış olur. Bu dönem Edirne Tarihi açısından da önemlidir. Her yönüyle gerçek başkentliğin başladığı dönemdir. Dönemin sonunda Çelebi Sultan Mehmet'in kentte inşa ettirdiği yapılar neticesinde Edirne; tam anlamıyla bir Osmanlı-Türk kenti havasına kavuşmuştur.



Eski Camiyi Yaptıran Kardeşler



Cami Fetret Devri diye anılan dönemde Devlete hükmeden kardeş Sultanların aralarındaki taht çekişmeleri sırasında yapılıp bitirilmiştir. Bu kardeşler ve Hükümdar olduklarında Cami için yaptıkları çalışmalar şu şekildedir:

Süleyman Çelebi



Sultan Yıldırım Beyazit'in 1402'de Timur'a yenildiği Ankara Savaşı'ndan sonra önce Bursa'ya gelen Süleyman Çelebi daha sonra Edirne'ye geldi ve Burada Padişahlığını ilan etti.

Bazı tarihçiler Edirne'nin gerçek bir siyasi merkez ve başkent oluşunu Süleyman Çelebi'nin buraya geliş dönemiyle başlatırlar. Çünkü; Böylece Edirne'nin 51 yıl sürecek olan "Taht Şehirliği" başlamıştır.



Diğer kardeşler başlangıçta Süleyman Çelebi'nin padişahlığını Tanımışlardı. Sonradan ona karşı savaş açtılar. Süleyman Çelebi saray Eğlenceleri ile ün yapmıştı. Yerine geçen kardeşi Musa Çelebi'nin Baskını nedeniyle kaçarken 1410 tarihinde yolda öldürüldüğünde 35 yaşındaydı.

Saltanatı 7 yıl 9 ay 21 gün sürmüştür.

Edirne Eski Sarayı'nı da burada bulunduğu yıllarda genişleten Süleyman Çelebi Eski Caminin yapımını başlatmıştır



Musa Çelebi



Musa Çelebi Süleyman Çelebi'nin yerine geçtikten sonra ağabeyi Mehmet Çelebi ile savaştı ve onu Çatalca yakınlarında mağlup etti. Daha sonra 30 bin Kişilik bir orduyla Rumeli'ye geçen Mehmet Çelebi kardeşi Musa Çelebi'yi yendi ve Musa Çelebi öldürüldü.

Öldüğünde 25 yaşında olan Musa Çelebi'nin Saltanatı 3 yıl 1 ay 3 gün Sürdü. Cenazesi Süleyman Çelebi'nin ki gibi Bursa'ya götürüldü.

Musa Çelebi Edirne'de tahta çıkıp kendi adına hutbe okutup para bastırmıştır. Bu süre içinde Eski Saray'a yeni bölümler eklenmiş Rumeli'nin merkezi olmuştur.



Çelebi Mehmet (Sultan I. Mehmet)



Anadolu'da dağınıklığı derleyip toparlaması nedeniyle bazı Osmanlı Tarihçileri onu devletin ikinci kurucusu hatta ikinci atası sayarlar. Çelebi Mehmet döneminin en önemli olaylarından biri Şeyh Bedreddin olayıdır. Süleyman Çelebi'nin ünlü Mevlid'i Şeyh Bedreddin'in fikirlerine karşı Ehl-i Sünneti ve Hz.Muhammet'i savunmak için yazdığı bilinir.

Çelebi Mehmet 1421 yılında 39 yaşında Edirne'de vefat etti. Bursa'ya götürülüp ünlü Yeşil Türbesi'ne defnedildi. Bazı tarihçiler iç Organlarının Edirne Kirişhane semtinde bir kabristana defnedildiğini ve bu yerin 1829 Osmanlı - Rus Savaşı'nda Hristiyan'larca tahrip edildiğini yazar.



Mehmet Çelebi zamanında Edirne'ye Şeyh Bedreddin Zaviyesi ve Ali Hasan Mescidi yapılmıştır. Süleyman Çelebi ile başlayan Eski Cami Yapımı onun döneminde bitirilmiştir.

Ayrıca Bedesten Çarşısı Karaağaç'taki Timurtaş Paşa Cami o dönemin eserleridir



Selimiye Camisi

Mimar Sinan'ın 80 yaşında yaptığı ve "ustalık eserim" dediği anıtsal yapı Osmanlı-Türk sanatının ve dünya Mimarlık tarihinin baş yapıtlarındandır.Yapının mülkiyeti Sultan Selim Vakfındadır. Edirne-Merkez Yeni Mahallededir.

Edirne'nin ve Osmanlı İmparatorluğu'nun simgesi olan cami Mihrap yerinde bir yarım kubbe merkezi kubbeyi destekler.



Yapıyı yüzlerdeki üst üste 6 dizide çok sayıdaki pencere aydınlatmaktadır. Mimar Sinan'ın yarattığı 8 dayanaklı cami planının en başarılı örneğidir.

Önünde 18 kubbe ve 16 sütunla çevrili revak bulunmaktadır. Ortada diğer ikisinde ise üç şerefeye ayrı ayrı yollardan çıkılmaktadır.

Cami ahşap sedef gibi süsleme özellikleriyle de son derece önemlidir. Mihrap ve minberi mermer işçiliğinin baş yapıtlarındandır.



Ortasına 12 mermer sütuna oturan müezzin mahfili yer alır. Sağda kitaplık bulunmaktadır. Mihrabın solunda Hünkar Mahfili vardır. Bunun alt bölümü tavanındaki özgün kalem işleri dönemin tüm canlılığını göstermektedir. Kubbe ve kemerleri süsleyen özgün kalem işleri onarımlarda temizlenmektedir.

Yapının çini süslemelerinin sümbül ve lalelerle bezenmiştir.



Hünkar mahfili zenginliği ve çeşitliliği ile ilgi çeker. Mermer mihrabın sivri kemerli alınlığında lacivert üzerine ak sülüsle düzenleme ve anıtsallık yönünden daha yalındır.



Selimiye Camisinin taş duvarlarla çevrili geniş dış avlusunda Edirne Müzesi'nin çeşitli bölümlerini oluşturmaktadır.

Cami terasının altında yer alan Arasta (çarşı) III.Murat zamanında Selimiye'ye vakıf olarak yaptırılmıştır. Mimarı Davut Ağa'dır.



Camiye İlişkin Teknik Bilgiler Kurucusu : Sultan İkinci Selim
Mimarı : Koca Sinan
Yapılış Tarihi : 1568 - 1574
Kapladığı Yer : Külliye ile birlikte 22.202 m2
Caminin İçi : 1620 m2
Caminin Haremi : 2475 2
Kubbenin Çapı : 31.30 m.
Yerden Kubbenin Kilit Taşına olan yüksekliği : 43.28 m.
Minarelerin Yüksekliği : 70.89 m. ya da 72.50 m.
Selimiye Camisi Hakkında Ayrıntılar



"TAŞ DEHAYA ULAŞTI DEHA TAŞ KESİLDİ!"

Selimiye eski yazarlar da Selimiye'nin bir başyapıt olduğu konusunda birleşirler.

Ernst Diez bu cami için şunları söyler: "Selimiye; mekan büyüklük topluluk ve ışık etkisi bakımından yeryüzündeki bütün yapılardan üstündür."



Bu cami Osmanlı İmparatorluğu'nun Avrupa'daki gücünün hala devam ettiği 16. yüzyıldaki politik egemenliğini de vurgulayan "son sultan yapısıdır".

Bir başka anlatımla Selimiye simgesel bir amacı da yerine getirir.



Selimiye'nin Yapı Malzemeleri



Edirne piyasasından sağlanmıştır. İnşaata ilişkin belgelerde beyaz mermerden yapılan avlu için Atina'dan ve Temaşalık denen bir yerden gelen altı sütundan sözeder. Yine Evliya Çelebi Kıbrıs'tan ve Hüdavendigar Sancağı'nın Aydıncık Kasabasından Getirilen diğer sütunların birer Mısır Hazinesi kadar harcama yapmayı gerektirdiğini belirtir. Bazı Kaynaklarda Selimiye Caminin yapım masrafının Kıbrıs'ın Fethinden elde edilen gelirle karşılandığı da söylenmektedir.



Ne Zaman ve Neden Edirne'de?



Selimiye'yi yaptırtan Kanuni'nin oğlu İkinci Selim bu rüyada Padişaha Edirne'yi ve şimdiki yeri işaret etmiştir.

Diğer yandanKanuni'nin İran Seferine çıkarken onu tahtının korunması için Edirne'de bıraktığını ve Padişahın Edirne'ye özel bir sevgiyle bağlı olduğunu hatırlatarak; Edirne Tercihinin bu durumdan etkilendiğini ileri sürenler vardır.



Bunun nedenini o dönemde İstanbul'da uygun bir arsa bulunmayışıyla açıklayan değerlendirmelere de rastlanılmaktadır.

Selimiye inşaatı 1568'de başlatılmış 1575 Yılında ibadete açılmıştır.



Yapıldığı Zemin



Selimiye'nin yapıldığı alanda Sultan I.Murat'ın emriyle başlatılan ancak Sultan Yıldırım Beyazit'in geliştirdiği Eski Saray (Saray-ı Atik) olarak anılan Edirne'nin ilk Sarayı ve Baltacı Muhafızları Kışlası bulunmaktaydı.

Evliya Çelebi bu alana Kavak Meydanı demiştir.



Tümüyle 2475 m2 iç bölüm olarak 1475 m2 (Bazılarına göre 1620 m2) bir alanı kaplayan Selimiye'nin bumeydanda yapılışını da yine Sultan II. Selim'in rüyasına bağlayanlar olmakla birlikte; "Mimar Sinan'ın yer seçiminde gelişigüzel davranmayıp bilinçli bir hesaplama içinde bulunduğu" görüşünü benimseyenleraz değildir. Sinan bu seçimde Selimiye'nin merkezi bir yapı olma özelliğini dikkate alırken ustalığını ve hayal gücünü de kullanmıştır.



Selimiye Avlusu



Avlu yaklaşık birbirine eş iki Dikdörtgen alandan oluşur. Avluya giren kapıların en görkemlisi batı yönüne açılır. Buradaki kapıdan girildiğinde beyaz mermerden çatısız ve çanak şeklinde bir şadırvanlakarşılaşılır. Bu onaltıgen şadırvan Osmanlı Mimarisi Klasik Döneminin en güzel tasarımlarından biridir.

Şadırvanla avluda 18 kubbe 16 sütun bulunur. Selimiye'nin dış avlusu Camiyi üç taraftan çevirir.

Selimiye Camisi'nin taş duvarlarla çevrili geniş dış avlusunda Dar-ül Sübyan Dar-ül Kur-a ve Dar-ül Hadis Yapıları bulunmaktadır.

Bahçe kapılarının sayısı Sekizdir. Bunlardan Mimar Sinan Caddesi'ne doğru açılana doğuya dönük ortadakine de; Darphane Kapısı denmekteymiş...

Caminin batıdaki büyük kapısıyla birlikte dört kapısı vardır.

Selimiye bahçesinde üç Anıt Ağaç (Londra ve Doğu Çınarı) bulunmaktadır.



Selimiye'nin Kubbesi



Sanayi Öncesi Mimarinin Doruk Noktası

"Aslında büyük mekan yapıları için Kubbelerpolitik gücün ve kent fizyonomilerinin simgesi haline gelmişlerdir."

Selimiye'nin kubbesi bu anlamda ve Sanayi öncesi mimaride tek kubbeli Mekan yapılarının gelişmesini en son noktasına ulaştıran bir "doruk nokta" olarak kabul edilir.

Yüksekliği 43.28 m. çapı 31.22 m. olup ağırlığı 2000 tondur ve sekiz sütun (filayağı) üzerine oturtulmuştur. Selimiye'nin kubbesi Osmanlı Mimarisi'nin olduğu kadarkubbeli yapı geleneğinin en büyük aşamsıdır.

Kubbedeki kalem işi süslemeler 1978-1985 yılları arasında restore edilmişlerdir.



Kubbe Altında Müezzinler Mahfeli



Müezzinler Mahfeli ahşap olanlarıise direkler üzerine oturtulmuştur.

Selimiye'deki müezzinler mahfeli iç mekana girildiğinde büyük kapı karşısında ve kubbenin tam altında bulunmaktadır.



Bazı yorumcular bu konumu nedeniyle Mahfeli Mimar Sinan'ın tarzı olarak kabul etmezler. Çünkü mahfel namaz kılanların mihrabı görmelerine engel teşkil etmektedir.

Selimiye Müezzinler Mahfeli'nin yüksekliği 18m. boyutları ise 6x6 olup; 11 mermer ayak üzerine kondurulmuş bir ahşap yapıdır.

Dört tarafı orjinal ceviz korkuluklarla çevrilmiştir.



1950 yılındaki restorasyon sırasında iskelenin çökmesi korkuluklarda Büyük hasar meydana getirmişse de kırılan parçalar daha sonra yenilenmiştir.

Orjinal ceviz parmaklıklardaki elma ağacından kakma fletolar ve açık Yeşil koyu yeşil gri boyalar; 1984 yılında yapılan son Restorasyonda ortaya çıkmıştır.



Ahşap Üstü Kalem İşleri ve Çark-ı Felek



Ahşap üstü kalem işleri sıva üstü kalem işlerinden sonra Osmanlılarda çok uygulanan bir tekniktir.

Bu teknik; sıva üstü işlere göre daha dayanaklıdır ve günümüze hiç Restore edilmeden ulaşan 500 yıllık örnekleri vardır. Bunun nedeni Dış etkenlerden korunan yerlere uygulanması ve yapıldıktan sonra nakışlar üztüne bir sır tabakası çekilmesidir. Bu işlere lake adı da verilir ki sır tabakası olarak inceltilmiş beziryağı veya vernik kullanılır.



Bu uygulama en çok 16. yüzyıl Mimar Sinan devri eserlerinden ve hünkar Mahfeli tavanları ile Müezzin Mahfeli tavanlarında görülür.

Selimiye Müezzinler Mahfeli'nde Ahşap Üstü Kalem İşleri'nin olağanüstü Güzellikteki örnekleri görülebilir. 1950'deki hasardan sonra yalnızca yer Yer eksik motifler tamamlanmıştır.

Mahfelin tavanında Budizm'de sonsuzluğu temsil eden Çark-ı Felek bulunur. Son restorasyonda yenilenmiş olan Çark-ı Felek Caminin sonsuza kadar yaşaması dileğini anlatır.



Şadırvandan Akan Zemzem Suyu



Müezzinler Mahfeli'nin tam altında bulunan şadırvancık Mermerdir. Evliya Çelebi bu şadırvanın havuzunu Bursa Ulu Cami Havuzuna benzetmektedir.Halk arasında şadırvandan akan suyun zemzem Suyu olduğuna inanılır.



Terslale Motifi



En Çok Merak Edilen Motiftir.

Müezzinler Mahfeli'nin kuzeydoğu yönünde; köşedeki mermer ayağında arsayaCami yapımı için çıkardığı güçlük ve ters tutumunu sembolize etmektedir.



Bazılarına göre caminin yapımında çalışan kör bir ustanın ürünü olan bu lale için Allah ve lale sözcüklerinde aynı harfler bulunması nedediyle bu çiçeğe Mistik bir anlam kazandırılmış ve kutsal sayılmıştır. Ayrıca eski Harflerle yazılmış lale sözcüğü tersten okunduğunda Osmanlılar'ın Kutsal alameti olan hilal okunur.

Bir başka yaklaşım da Mimar Sinan'ın o günlerde hastalanan ve ölen Torunu Fatma ile ilgilidir. Buna göre zaten kalın boğumuyla yeteri Kadar bozulmuş lale motifi Sinan'ın torunuyla ilgilendiği ve moralinin Bozuk olduğu günlerde bir kalfa tarafından kondurulmuştur.



Selimiye'deki terslale motifi günümüzde de en çok Merak edilen cami öğelerinden biridir ve farklı söylenceleri olma özelliğini sürdürmektedir.

Terslale Dahil Selimiye Çinilerinde 101 Ayrı Lale Motifi Kullanılmıştır.

Selimiye Camisi'nde sıvaüstü ve ahşap boyama kalem işlerinde değişik Lale motifleri kullanılmıştır.

Müezzinler Mahfeli'ndeki terslale dahil renk ve biçimde 101 ayrı türde lale motifi kullanıldığı tesbit edilmiştir.



Hünkar Mahfeli



Caminin sol ön köşesindedir ve buna Sultan Mahfeli diyenler de vardır. Dört sütuna oturtulmuş olup sütunlar dört kemerle bağlanmıştır.

Burada bulunan çinilerin önemli bölümü 1878 Osmanlı - Rus Savaşı Döneminde Ruslar tarafından sökülüp götürülmüştür.



1913 Bulgar İşgalinden Bir İz



1913 yılındaki Bulgar kuşatmasında camiye isabet eden top izlerinden biri hala görülebilir durumdadır. Sultan Mahfeli yönünde ve kubbecikte bulunan bu iz 1930 yılında Atatürk'ün Edirne'ye yaptığı ziyarette Onun emriyle ve bir "ibret" olarak yerinde bırakılmıştır.



Mermer Ustalığının En Şık Örneği Minber



Hatibin çıkıp hutbe okuduğu yer durumundaki Selimiye Minberi'nin sağ ve sol yanındaki bölümler mermerden olup geometrik örgü ile süslenmişlerdir.

Çini kaplı bir külahı vardır.

Örnekleri arasında en zarif mermer işçiliğini temsil eder.

Mihrab



Camilerde yönelilen taraftaki (yani kible) duvarda bulunan ve imamlık Edene ayrılmış olan oyuk Selimiye'de tamamen mermerden yapılmıştır.

Kabartma çiniler ile süslenmiş Amen ve Resulü ile Fatiha suresi işlenmiştir. Çini kaplama camide görsel bir odak yaratmıştır.

Mihrab duvarındaki girinti boyutları ve yarım kubbe örtüsüyle Selimiye Mekanına etkili bir kimlik kazandırır.



Kandiller ve Pencereler



Caminin minarelerinden sonra yapılan bezemesinde; en önemli ve ilgi çeken öğelerin pencereler ve örtüden inen kandiller olduğu kabul edilir.

Bazı pencerelerin üstünde eski yazımızla; "Allah göklerin ve yerin Nurudur" yazar.

Selimiye Çinilerinin Türk Çini Sanatındaki Yeri



Selimiye Çinileri İznik'in en parlak döneminin üretimi olup; 1572 Tarihli bir fermanla buradan sipariş edilmiştir.

Camiyi yaptıran Padişah İkinci Selim Hünkar mahfilinin çini düzeninde uygulanmadığı görülür.



Türk Çini Sanatının en parlak yıllarındaki bu uygulamada görülen ölçülü kullanıma rağmen günümüzün yegane örnekleri durumundadır.

Bu durum çok önemli bir yere getirmiştir.

Selimiye Camisi çinileri başka yapılarda rastlanmayan özgün ve Osmanlı Mimarisi ile Türk Çini Sanatı içinde çok özel bir yere sahiptir.



Selimiye Minareleri



Caminin kareye yakın ve enine dikdörtgen planlı dört köşesinde Bulunan minareler yapıyı çevreleyen ve büyük kubbeyi kucaklayan bir görünüm sunar. Böylece minareler merkezi bir planı vurgularken yapıya Dikeylik özelliği de katarlar.

Dört minarede 380 cm. çapında külaha kadar 70.80 m. külah ve alem dahil 85 m. yüksekliğindedir. Selimiye'den yüksek tek minare ise Delhi'deki Kutb-Minar'dır. Ancak bu minare Selimiye minarelerine göre çok kalındır.

Selimiye Camisi bu bütünün ortaya koyuluş biçimi ve tüm yönlerin içinde herhangi birinin öne çıkmayarak bütünün içinde yer alması ile diğer abidevi eserlerden ayrılmaktadır.



Hindistan'da Bicapur'da Muhammet Adil Şah türbesi 44 metre çapında dünyanın en büyük kubbesiyle örtülü olduğu halde âdeta bakışları yorar. St. Pier kilisesinde ise kubbe birdenbire derine dalarak mekânın sükûnunu bozmakta ve dış kubbe muazzam fenerle birlikte iç kubbenin kifayetsizliğini gizlemektedir. Ayasofya'nın mekânı yan koridor ve galerilere doğru belirsizce kaybolup nerede bittiği anlaşılamamaktadır.

Oysa Selimiye Camisinde her taraftan son sınırlarına kadar gerilmiş dengeli mekan şahane bir sükun halinde olup değişik cazibesiyle her gireni birden sürükler ve bir daha bırakmaz. Yüksek minareler arasında dıştan kubbenin biraz basıkça düşmüş olması mekânın tek bir kubbe ile örtülmüş olmasından ileri gelmektedir.



Cami içi şaheserler



Selimiyede mimari gibi diğer Osmanlı sanatları da gelişmenin en yüksek noktalarına varmıştır. Mermerden yapılmış minber bunlara Osmanlı ve dünya çiniciliğinin şaheserleri arasında özel bir yer vermektedir. Bu çinilerin üst kısmında lâcivert zemin üzerine iri beyaz harflerle sureler yazılıdır.



Mihrap kısmının sol tarafında Hünkâr mahfili göz alıcı zengin çinilerle hemen dikkati çeker. Burada sonradan kesilip yerlerine konmuş gibi görünen meyve vermiş iki elma ağacı bütün Osmanlı çinilerinde tek orijinal dekor olarak karşımıza çıkmaktadır. Elma fidanının kökü karanfil lâle ve sümbüllerle zenginleştirilmiştir. Bahar açmış erik fidanı da birkaç defa tekrarlanarak Hünkâr mahfilinde taze bir bahar havası estirilmiştir. Hünkâr mahfilinin bütün duvarlarını yarıya kadar kaplayan bu çiniler kalite itibariyle mihrap kısmı çinilerinden yüksek fakat kompozisyon ve âbidevi büyüklük bakımından onlardan daha sade ve mütevazıdır.

Selimiye Camisi avlusunun Kuzeydoğu ve Kuzeybatı köşelerindeki Minarelerin üçer merdiveni vardır. Birinci merdivenle birinci ve üçüncü şerefelere üçüncü merdivenle ise doğrudan doğruya üçüncü şerefeye çıkılır ve bu sırada çıkanlar birbirlerini görmezler.

Güneydoğu ve Güneybatı köşelerindeki minarelerin şerefelerine tek Merdivenle ulaşılır.



Selimiye'ye İlişkin İnançlar ve Söylenceler



Halk arasında Selimiye'yi yüceltme arzusundan kaynaklanan söylencelerin bazıları zamanla inanç haline dönüşmüştür. Bunda bazı Yazı ve yazarların payı olduğu da söylenebilir. Bilimsel anlamda doğrulanmayan veya büsbütün yanlış olduğu ortaya konulan söylence ve inançlar için şu örnekler verilebilir:

Selimiye'nin kubbesi Ayasofya'dan büyük değildir. Ancak Mimar Sinan'ın Ağzından yazıldığı belirtilen "¤¤¤kiret-i Bünyam"da Selimiye anlatılırken: "Kubbeyi Ayasofya kubbesinden altı zira kadrin ve dört azra derinliğin ziyade eyledim." dediği belirtilir.



Gerçekten de Selimiye kubbesi yarıküre Ayasofya'nın ise 30.90 ile 31.90 arasınnda değişen hafif oval bir kubbedir. Bu da hemen hemen Eş büyüklükte oldukları anlamına gelir. Mimar Sinan Selimiye'de Osmanlı Mimarisi'nin özlemini çektiği mekan bütünlüğünü gerçekleştirdiği için kendisiyle övünmektedir.

Müezzinler Mahfeli altındaki şadırvandan akan su zemzem suyu değildir. Pencereleri 999 adet olmayıp "Eğer bin olsaydı Mekke yerine geçecekti." görüşü yanlıştır. Çünkü pencere sayısı söylenenin Neredeyse yarısı kadar olup haremde 342 değişmektedir.



Selimiye Kıbrıs ganimetleriyle yapılmamıştır veya Padişah'ın rüyasında Kıbrıs'ı alırsam Edirne'de yaptıracağım." şeklinde Hz.Muhammet'e söz vermesiyle ilgili olamaz. Çünkü; caminin yapımı Kıbrıs'ın alınmasından önce başlamıştır.

"Minarelere hangi yönden bakılırsa bakılsın iki adet görülür." Değerlendirmesi yanlıştır. Minareler çok yerde üçer görülebilir.

Terslale konusu çok yorumludur. Örneğin; Selimiye'nin yapıldığı yerin özel bir kişiye ait lale tarlası olduğu da kabul edilemez. Çünkü o Alan Edirne'de ilk Saray'a aittir.



Caminin altında kayıkla gezilebilecek oranda su bulnduğu kanıtlanamamıştır.

Diğer yandan halk arasında yaygın olarak şunlara inanılır:

"Cami kubbesi tektir çünkü Allah birdir. Camisi pencereleri beş 343.0 Kademelidir; çünkü 346.0 Imanın altı şartını işaret eder."



Mimar Sinan Hakkında



İçinde camiler Kayseri Melikgazi-Ağırnas'tan Birinci Selim (Yavuz Sultan Selim) döneminde devşirilen Rum kökenli bir Hristiyan'dır. Ancak Osmanlının özgün yapısı içinde Türkleşerek devlet Kademelerinde yükselmiş ve zamanla Türklerin en büyük tarihi ve mimari Temsilcisi olmuştur.

Bazı kaynaklara göre; Hristiyan Türkler'dendir. Seceresi saptanmış Yakınlarının isimleri Türkçedir.



16. yüzyıl Anadolu Türk toplumunun bugüne uzanan simgesi olup Hassa Mimarları örgütünün başına getirilmekle bir bilge ve bir efsane olarak geçmişe ilişkin bütün olumlu duyguların odağı olmuştur.

Osmanlı Cami tipolojisinin zenginliği Sinan'ın dehasının ürünüdür. Bu durum onu bütün bir toplum kültürünün ifadesi olan bir Kimlik kazanmıştır.

Mimar Ağa sıfatı Sinan'a devlet örgütünde üstlendiği görev nedeniyle verilmiş; çok yaşamış olması nedeniyle (1588 yılının 9 Nisan günü 98 Yaşında bir bilge kişi olarak vefat etmiştir.) kendi çağında "mühendislerin gözbebeği" olarak çağrılmıştır. O'na "Çağının Öklid'i" diyenler olmuştur. Mühendis Mimar Sinan yanında bir de "Mimar" Sinan vardır. Ayrıca o marangozluktan gelmeydi ve bununla övünürdü.



Mimar Sinan kubbeli mekanlarda en mükemmeli aramıştır.

Mimarbaşı olduktan sonra İstanbul'dan uzaklaşmamış; yalnızca Selimiye'ye gelmiştir. Selimiye yapılırken Edirne'den ayrılmayan Sinan'ın torunu Fatma 12 - 13 yaşlarındayken Edirne'de vefat etmiş olup (şimdiki Fen Lisesi önü) tarihi İstanbul Yolu Mezarlığı'ndadır.



Edirne ve civarında saptanabilen 20 kadar eseri bulunmaktadır.

Edirneliler Sinan'ı bir Edirneli olarak bilir ve öyle sayarlar.

Çünkü o; Edirne'yi yücelten en büyük eseri Selimiye'yi tüm dehasını ortaya koyarak Edirne'ye en çok yakışan biçmde bilgi ve saygıyla en Güzel yeri bularak yerleştirmiştir.

Koca Sinan Selimiye ve Edirne için şunları söyler :



"Kalfalığımı İstanbul'daki Şehzade Camisi'nde yaptım. Ustalığımı da Süleymaniye Camisi'nde tamamladım. Fakat bütün gücümü bu Sultan Selim Han Camisi'ne sarfedip uzmanlığımı gösterdim ve anlattım.

"Öyle büyük bir Cami yaptım ki Edirne içinde bütün halkın beğenisine layıktır."

Mimar Sinan Selimiye'yi bitirdiğinde 85 yaşındaydı.







NOTURAD YER VERMEDİĞM Bİ SÜRÜ GÜZEL YERİ VAR AMA COK FAZLA UZUN OLDU O YÜZDEN EN GÜZEL YERLERİ GÖRMENİZİ İSTEDİM



RESMLERLE EDİRNE













Bu Resim Otomatik Olarak Kücültülmüstür Orjinal boyutunu görmek için buraya tıklayın orjinal boyutları: 800x533 and weights 228KB.
















Alıntı ile Cevapla Hızlı Cevap

Benzer Konular
Edirne neleri ile ünlü / Edirne yemekleri / Edirne il ismi nereden geliyor
EDİRNE NELERİ İLE ÜNLÜ: Selimiye Camiihttp://www.favorifrm.net/images/smilies/virgs.gif Uzunköprü Yöresel Yemekler
Edirne / Edirne Yöresel giysileri giyim
Edirne / Edirne Yöresel giysileri giyim YÖRESEL GİYİM: Trakya ve Edirne halkının kendisine özgü bir kıyafeti ve giyim kültürü...
Edirne
http://www.kenthaber.com/Resimler/2005/10/29/00045132.jpg Marmara Bölgesi’nin Trakya kesiminde il olan Edirne’nin doğusunda Kırklareli ve...
Edirne..
http://vdb.gib.gov.tr/edirnevdb/edirne/g/b/1/138.jpg http://vdb.gib.gov.tr/edirnevdb/edirne/g/b/1/183.jpg
Edirne
EDİRNE http://www.kultur.gov.tr/portal/kultur_portal/images/tr/36/31236/bursa=bursa.jpgGENEL BİLGİLER Yüzölçümü : 6.276 km²

Hızlı Cevap
Mesajınız:
Seçenekler

Seçenekler
Stil

WEZ Format +2. Şuan Saat: 11:34 AM.
Yasal Uyarı Favori Forum
Favori Forum'da Mp3, Hack, Adult, Warez, Crack, Serial, Full Film, Full Oyun Vs. İllegal İçerikli Paylaşım Kesinlikle Yasaktır.
Logomuzda Kullanılan Maskot Favorifrm.Net 'e Aittir ve TPE Tarafından Tescillidir. İzinsiz Kullanılamaz.

Sitemiz Forum sitesi olduğu için sitemize kayıtlı üyelerimiz yazı, resim ve diğer materyalleri kontrol edilmeksizin sitemize ekleyebilmektedir. 5651 Sayılı Kanun’un 8. Maddesine ve T.C.K’nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda ilgili yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi mail adresine yollayabilir veya Buradaki Formu Doldurarak bize iletebilirsiniz.
Kuruluş : 13/ARALIK/2006
2006 - 2014 Favorifrm.Net Her Hakkı Saklıdır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4 Copyright ©2000-2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO